İçeriğe geç

İşlediği kabahat küfür çerçevesinde ise, küfür karanlığındaki karalığı devam eder; suçu bir dalâlet çerçevesinde ise, yolunu yitirmişliği sürer gider; büyük bir günah işlemişse, o kebire arkasına başka büyük günahları da katar ve o insanı sonunda küfür bataklığına kadar iter. Dolayısıyla, bir kabahate mazeret aramak, daha büyük bir kabahattir. Hata bir hatadır; o hâliyle kalsa ve telafi yolları aransa basit bir hata sayılır. Fakat, o hataya bahaneler ileri sürmek ve başkaları nezdinde onu mazur göstermeye çalışmak mürekkep ve katlanmış bir hatadır. Hatayı hata olarak görmeme, onu bir kabahat kabul etmeme ve onun bir suç olduğuna inanmamaya gelince, o da mük’ab bir hatadır. “Bana şunu ettiler, şöyle yaptılar; beni anlamadılar” türünden sözler şeytanın ve nefsin hırıltılarından başka bir şey değildir. Allah Resûlü’nden kopup giden kim olursa olsun, onun mazeret adına bir şey söylemeye hakkı yoktur. Ne sebeple olursa olsun, iman ve Kur’ân yolundan sapan bir kimsenin bahaneleri geçersizdir. Düşmanca tavırlara girenlerin “Bunlar, dünyanın dört bir yanına Pan-Türkizmi, Pan-İslâmizmi götürüyorlar. Ayrıca, bunlar hiç kimsenin kontrolünde de değiller, bağımsız hareket ediyorlar; öyleyse endişe duymak lazım” diyerek; insaflı insanların da, “Bunlar, millî ve mânevî değerlerimizin temsilciliğini yapıyorlar, dünyanın her yerinde bizim eşsiz kültür mirasımızı tanıtıyorlar; öyleyse hiç olmazsa kalben destek vermeliyiz.” şeklinde duygularını seslendirerek hakkaniyetine şehadet ettikleri bir gönüllüler hareketine karşı yıkıcı ve tahrip edici davranışlarda bulunan kimsenin “Kıymetimi bilemediler, sözlerimi dinlemediler, yüksek fikirlerimden istifade etmediler.” türünden sözleri de sadece nefsin mırmırları ve şeytanın hırıltılarıdır ama bunlar kat’iyen işlenen büyük hatayı mazur kılamaz.

434