İçeriğe geç

Bu hâdisede de görüleceği üzere, Rahmet Peygamberi, kendisinden kaçanlara bile fevkalâde bir şefkat, bir mülayemet ve bir merhametle yaklaşıyor ve gönlünü herkese açık tutuyordu. Bugün de siz, O’na olan nispetinizi korursanız, Allah Resûlü o nispeti kendi eliyle koparmayacaktır. Fakat nispeti siz koparırsanız, bu defa O da kopan o halkayı bağlayamaz. Çünkü, bu ilâhî bir kanundur. Allah (celle celâluhu), أَوْفُوا بِعَهْدِۤي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ“Siz, Bana verdiğiniz sözünüzde durun; Ben de ahdimi yerine getireyim.”16 buyurmaktadır. “Adımını sen at; Ben onu karşılıksız bırakmam; sen hidayet üzere ol, Ben seni o yolda kimsesizliğe terk etmem.” demektedir. Şayet bu, bir yönüyle Jean-Jacques Rousseau’nun içtimaî mukavele üslûbuyla ifade edeceğimiz, bir anlaşma, ilâhî bir kural ve bir disiplin ise, bize o mukavelenin şartlarına riayet etmek düşer. Biz, bize düşen yanıyla o mukaveleyi bozmazsak, Allah Teâlâ onu kat’iyen nakzetmez, Resûlullah da o anlaşmayı asla bozmaz.

“Haysiyetime Dokundu” Demeyin…

429