Günümüzde Kur’ân’a hizmete adanmış insanların mesleği, ister hususî mânâda izzet ve tevazuu, isterse umumî mânâda ahlâk-ı haseneye ait hususları hayata geçirmede tekke ve zaviyelerde kullanılan metodlardan çok daha başka metodlarla doludur. Meselâ, insanın Allah karşısındaki acz ve zafiyetini sürekli tefekkür etmesi, bizim mesleğimize göre bir yoldur. İnsan, Allah’ın kendisi üzerindeki şefkatini, aynı türden bir şefkatle başkalarına karşı muamele yapma sorumluluğunu, ihtiyaçlarının sonsuzluğuna rağmen acz, zaaf ve fakirliğini idrak etmesiyle insanlık semasının merdivenlerini tırmanmaya başlayabilir. Tabir-i diğerle, eskilerin seyr u sülûk-i ruhanîde aradıkları izafî insan-ı kâmil olma –ki bazıları için hakikî insan-ı kâmil olmak da mukadderdir– bu yolla yapılacak bir tefekkürle gerçekleşebilir.
Aslında işin hakikatine vâkıf olabilsek biz acınacak halde olduğumuzu görürüz. Ama bununla beraber, bunca acz ve zafiyetimize rağmen ne kadar çok iyi beslendiğimizi, bakımımız ve görünümümüzün iyi yapıldığını da müşâhede ederiz ve bu bize şunu anlatır ki, acz u fakr insanın nihayetsiz, bitmez tükenmez sermayesidir. Öyleyse böyle bir sermayeye sahip insan hiç inkisara düşmemeli, her zaman atılım içinde bulunmalıdır. Allah’ın sonsuz nimetlerini idrak etmeli ve bunlara şükretmelidir.