İçeriğe geç

Bu durum ciddî bir boşluktan kaynaklanıyor. Büyük insan görmemişliğin boşluğu bu; Allah’la derinlerden derin münasebeti olan insan görmeme boşluğu… Biz onlardan birkaçını görseydik, Allah’la münasebetlerinde nasıl tavır takındıklarına şahit olsaydık –itimat edin bana– utancımızdan yerin dibine girerdik. “Allah var iken ben nasıl kendime ben diyebiliyorum, nasıl varlık izhar edebiliyorum?” deyişlerini bir duysaydık utanırdık kendimizden, yeryüzünde yer işgal etmekten hicap duyardık. Dolayısıyla günümüzde içi hava dolu davulun çıkardığı ses gibi “Ben! Ben! Ben!” deme, “Ben bilirim, yaparım, ederim!” deme; görmemiş, bilmemiş, duymamış zavallıların boşluklarının hırıltılarıdır.

Bu hissiyatı ve bakış açısını biraz olsun tanıdığımı söyleyebilirim ben. Yıllarca cami kürsülerinde vaaz ettim. Cami kürsüsünde konuşunca, cami âdâbı ve terbiyesi, cami ve cemaat kültürünün gereği olarak kimse size itiraz etmiyor, edemiyor. Bu da kürsüde konuşanı ukalâ yapıyor. Sitem ediyor insanlara, bağırıp çağırıyor, serzenişte bulunuyor ve sonra tam mânâsıyla bir küstah olup çıkıyor. Hâlbuki o kürsüde iken cemaatten birisi itiraz etse, yanlışını söylese, “Hatan var, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm şöyle buyuruyor…” dese herhalde o insan çok farklı olur, o küstah tavırlar içine giremez. Bu olmadığı için, camideki insandan elindeki kalemiyle bir şeyler yazan insanlara, TV ekranlarında boy gösterenlerden sağda solda küçük-büyük topluluklara muhabbet eden, bir şeyler anlatmaya çalışanlara kadar çokları “Ben anladım, ben anlattım, ben ettim, ben buldum, ben duydum, ben keşfettim, ben… ben… ben…” gibi, şeytanın hırıltıları mesabesinde bir kısım cümlelerle konuşmaya, yazmaya başlıyor. Böyle demesek, yazmasak bile, en azından bu zihniyeti tavır ve davranışlarımızla dışa aksettiriyoruz.

149