İçeriğe geç

Cebrail gibi bile olsa konuşmak, yazıp çizmek insan olmanın ölçüsü değildir. İnsan olmanın ölçüsü Rabb’le kalbî münasebettir. Ne kadar münasebetin var? Her göz açıp kapadığında onu duyuyor musun? En mahrem yerde dahi açılıp saçılırken kulaklarına kadar kızarıyor musun? Yatakta ayağını uzattığın zaman “Aman, Rabbim görüyor! Bu ne küstahlık!” diyebiliyor musun? Eğer bunlarda bir behren yoksa, rica edeceğim, bana yalan söyleme!

İslâm Dünyasında Hal Boşluğu

Lafla hiçbir mesele halledilmez. Eğer halledilseydi, münafıkların baş döndürücü laflarıyla şimdiye kadar çözülmemiş bir problem kalmazdı. İslâm dünyasında hâl boşluğu var. İnananlar, inanmış insan tavrını aksettirmiyor. Zelzeleye maruz kalmış zemin gibi, çok büyük çöküntüler var bu sahada. “Ben Müslümanım; ama keyfimce yaşarım.” anlayışı ile dindar olunamaz. Müslümanlık böyle laubalice bir hayat tarzını kaldırmaz. Din, insanı şekillendirsin, bir kalıba soksun, onun hayatına çeki düzen versin diye gelmiştir; yoksa, insan dini keyfince şekillendirsin diye değil.

Dinî Hayat ve Ciddiyet

Çocuklar hayatımızın fotoğrafı gibidir. Öyleyse onlara ona göre poz vermek lazım. Nasıl olmalarını istiyorsak, onlara öyle gözükmeliyiz. Meselâ namaz, Müslüman için vazgeçilmez, yeri başka hiçbir şeyle doldurulamaz bir ibadettir. Onun için çocukları namaza alıştırma, şuuraltı beslenme döneminde başlamalıdır. Dört yaşından itibaren çocuklar namaz kılıyormuş gibi yatıp kalkmalı, namaz onların tabiatlarının bir yanı hâline getirilmeye başlanmalıdır. İlerleyen yaşlarda o “Namazsız olacağıma öleyim daha iyi!” diyecek hale gelmeli veya böyle düşününceye kadar telkine devam edilmelidir.

151