İçeriğe geç

Biri, “Yirmi sekiz sene çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı, Divan-ı Harpler’de bir cânî gibi muamale gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne gönderildim, aylarca ihtilattan men edildim…”1 diyor idiyse bu fotoğrafı iyi okumak icap eder. Tabiî, “Ne yapayım ben acele ettim, kışta geldim; siz cennetâsâ bir baharda geleceksiniz. Bir demet gülle mezarımın başına geldiğiniz zaman, ‘Selamünaleyküm’ deyin; ‘Henîen leküm’ sesini işiteceksiniz.”2 müjdesini de…

Bugün milletimizin de bağlı bulunduğu milletler topluluğunun geldiği nokta, o gün görülen rüyaların bir nevi tezahürüdür. Ve bugün bizler, çok büyük lütuflara mazhar sayılırız. Bu lütuflara mazhariyet bir şükür ister. Bu lütufları tam takdir edip değerlendirmek gerekir. Böyle bir takdir ve değerlendirme de geleceğe matuf olması itibarıyla irade buudludur; yani, siz ister ve dilerseniz, bir de azm ü gayretinizi aksiyona dönüştürürseniz –Allah’ın izniyle– o da olur.

İzzet ve Zillet

Allah’ın varlık ve birliğini inkâr edenlere karşı izzet, mü’minlere karşı tevazu ve mahviyet içinde bulunma, Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i sahihanın beyanları ile ideal Müslümanlara gösterilen bir hedeftir. Aslında Kur’ân ve sünnet-i sahiha, pek çok mevzuda, ahiret yolundaki yolculara imandan amel-i sâlihe, ahlâk-ı hasene ile mütehallık olmadan nefisle mücadele yollarına kadar değişik tavsiye, emir ve yasaklar sunmakta, bu çizgide nice yol ve yöntemler göstermektedir. Eskiden tekke ve zaviyeler, birer müessese olarak, bahis konusu ettiğimiz bu şeylerin hayata geçirildiği, talim ve terbiyesinin yapıldığı yerlerdi.

145