Aksi takdirde, hususiyle günümüzde, insanlar belli ölçüde mantığa uyandığından, düşünceye değer atfettiğinden ve meseleleri kitabî çerçevede ele aldığından, kuvvete dayanarak, bağırıp çağırarak, külhanbeyliği yaparak kimseye bir şey anlatamaz, problemleri çözemezsiniz. Evet, kendinizi feda edecek kadar dine hizmet etme düşüncesinde iseniz, din ve diyanet adına yüksek seviyede bir fikrî ve ruhî donanıma sahip olmalı, Allah’la kavî irtibata geçmeli ve sürekli fikir sancısı yaşamalısınız. Ve hele küçülüp büzüşen dünyamızda İslâm’ın temsili meselesi, bir amme meselesi hâline geldiğinden, umumun hukukunun söz konusu olduğu bir yerde, kimsenin asla şahsî tavır ve davranışlar içine girmemesi gerekir. Zira bu tür ferdî davranışlar bütün mü’minleri mahcup edecek yanlışlıklara sebebiyet vermektedir. Meselâ güya İslâm’ı müdafaa adına canlı bombalarla, intihar saldırılarıyla masum insanları katletme, İslâm adına öyle kapkara bir tablo ortaya koymaktadır ki, yeryüzündeki bütün Müslümanlar bu tabloyu izah etmekte güçlük çekmekte ve zor durumda kalmaktadır. Karşı taraf da, “Bunları yapanlar Müslüman. Kılık kıyafetleri onların Müslüman olduğunu gösteriyor.” deyip hak, adalet ve rahmetin mümessili bir dini tam zıt kutupta gösterip bütün inananları zan altında bırakmaya çalışmaktadır. İşte bütün mü’minlerin hukukunu ilgilendiren böyle bir yanlışlık, dinin ruhunu anlayamamaktan, sırat-ı müstakîm düşüncesini idraksizlikten ve Kur’ân aklîliği ve mantıkîliğini bir tarafa bırakıp hissiyatla hareket etmekten kaynaklanmaktadır.
Akıl ve Mantıkla Tadil Edilen Heyecan Dinamizmi