İçeriğe geç

Misalleri çoğaltabilirsiniz. Meselâ siz, ruh-i revân-ı Muhammedî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), cihanın dört bir yanında şehbal açması istikametinde çok ciddî bir cehd ve gayret sarf etseniz, ama buna muvaffak olamasanız hareket ve faaliyetlerinizi böyle bir neticeye bağlamadığınızdan ötürü inkisar yaşamazsınız. “Ne yapalım şimdilik böyle oldu” der, Hazreti Âdem gibi, رَبَّنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَاوَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhametetmezsen muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz.”7 anlayışıyla kendinizi muhasebeye çeker, mevcut durumu yeniden gözden geçirir, sonra tekrar doğrulur, bir kere daha kıyam eder ve yapmanız gereken her neyse onu yapmaya koyulursunuz. Bu açıdan beklentisizlik hâli ve fedakârlık anlayışı, işi son nefesimize kadar ihlâs ve samimiyetle götürebilmek adına çok önemli ve hayatî dinamiklerdir. Ehl-i dünya, bu dinamikleri bilmediğinden dolayı meseleyi sadece maddeye, paraya hamlediyor ve ortaya çıkan neticeyi bununla anlamaya çalışıyorlar. Hâlbuki fedakârlık ve beklentisizlik öyle bir değerdir ki, maddî ölçüler içinde onun karşılığını bulabilmek mümkün değildir. Gönüllüler Hareketi’ni hazmedemeyen, çekemeyen bir kısım ehl-i dünya, “Bu işin arkasında şu kadar sermaye, bu kadar sermaye olmalı, yoksa bu çarkın dönmesi mümkün değil!” anlayışıyla meseleyi yorumluyorlar. Çünkü onlar, almadan vermenin ne demek olduğundan habersizler. Her şeyin rıza istikametinde birer yatırım hâlinde ortaya konulduğunun ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın azları çok, birleri bin ettiğinin farkında değiller. Evet bu dinamikler, Cennetler kıymetinde bir değere tekabül etmekte; sonsuz kudret ve rahmet sahibi Zât da, ona göre bir mükâfat ve semere vermektedir.

7