“Bu işin sonunda elde edeceğimiz mükâfat ve semere nedir?” diye hiç mi hiç düşünmemişlerdi. Vâkıa, o gün onlara, yaptıklarının karşılığında Cennet ile mükâfatlandırılacakları müjdesi verilmişti. Fakat denilebilir ki, başlangıç itibarıyla onların o günkü icmalî Cennet bilgileri, bugün bizim, Kur’ân ve Sünnet’te tafsiline erdiğimiz, selef-i sâlihînin o mevzuda ortaya koyduğu malûmatla enginliğine vâkıf olduğumuz ölçüde de değildi. Fakat bütün bunlara rağmen onlar, tam bir sadakat ve engin bir fedakârlık anlayışıyla, yapılan bu biatın çok güzel bir alış-veriş olduğunu ifade etmiş, başka herhangi bir beklentiye girmemiş ve sadece Cenâb-ı Hakk’ın rızasını hedefleyerek, kendilerini bu işin içine atmışlardı.
O hâlde yüce bir mefkûreye dilbeste olmuş, bir yönüyle ona göre kendi düşünce dünyasını yeniden inşa etmeye çalışan ve böylece başta kendi milleti olmak üzere topyekûn insanlığa yeni bir ba’su ba’de’l-mevt yaşatma istikametinde didinip duran bir insan, dünyevî herhangi bir beklenti içine girmeyeceği/girmemesi gerektiği gibi, çok defa belki Cennet’e girme ve Cehennem’den uzak kalma gibi, Cenâb-ı Hakk’ın fazlından beklenen mânevî beklentilere dahi girmemelidir. Zaten sahih hadislerde de ifade edildiği üzere, insanın yaptığı ibadetlerle Cennet’e hak kazanması mümkün değildir. İnsan, ancak Cenâb-ı Hakk’ın fazlı ve rahmetiyle oraya girebilecektir.4
Dipnotlar
- 4 Bkz.: Buhârî, rikak 18, merdâ 19; Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 71-78.