Hadiste zikredilen diğer bir mesele salât u selamdır. Peygamber Efendimiz, “Yanında ismim anıldığı hâlde bana salavat getirmeyen kimseye de yazıklar olsun.” buyurmak suretiyle bunun önemini ifade etmiştir. Her bir salât u selamla birlikte Efendimiz’in şefaat makamı da genişlemekte ve daha çok kişiyi şümulüne (içine) almaktadır. Yine hadislerden öğrendiğimize göre O’nun şefaati büyük günah işleyenlere bile ulaşacaktır.63
İşte biz, Efendimiz’e ettiğimiz dualarla bir taraftan O’nun şefaatini celbetmiş, diğer yandan da O’nun Makam-ı Mahmud’u ihraz buyurması, şefaat-i kübra sahibi olması ve şefaat ufkunun genişlemesi için talepte bulunmuş oluyoruz. Malum olduğu üzere, bir şeye vesile olan da onu yapan gibi sevap kazanır. Salât u selamlar vesilesiyle O’nun şefaat alanı genişlediği ve daha çok insan bundan istifade ettiği için, aslında salâvat getiren kişi bir yönüyle hem kendisi hem de başkaları için bir zemin oluşturmuş, kendisinin de içine gireceği bir atmosfer hazırlamış ve affedilme adına önemli bir yatırım yapmış olur. Bu sayede o, âhirette günahlarıyla huzura çıktığında, Peygamber Efendimiz, Allah’ın verdiği şefaat salahiyetiyle onun elinden tutacak ve sahil-i selamete çıkaracaktır.
Öte yandan İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) salât u selam getirmenin bizzat Allah’ın emri olduğu unutulmamalıdır: اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَـتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِـىِّۜ يَآاَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً“Muhakkak ki Allah ve melekleri o şanı yüce Peygambere hep salât (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.”64 Dolayısıyla Efendimiz’e salât ü selam getiren bir insan aynı zamanda Allah’ın emrine uymuş ve O’na teveccüh etmiş olur.