Görüldüğü gibi Cenab-ı Hak, her iki âyet-i kerimede de kendisine kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra anne babaya ihsanda bulunmayı, yani iyilik yapmayı ve civanmert davranmayı emretmiştir. İkinci âyet-i kerimede anne-babaya karşı “öf” demek gibi küçük bir olumsuz fiil dahi yasaklanmak suretiyle, konunun hassasiyeti ortaya konulmuştur. Zira bir fiilin en azı dahi yasaklanmışsa ötesi çok daha büyük bir günahtır. Anne babasına karşı “öf” bile dememesi gereken bir insanın, onlara karşı sesini yükseltmesi, üzerlerine yürümesi, onlara el kaldırması onu ciddi bir veballe karşı karşıya bırakacaktır. Âyet-i kerime, bir taraftan anne-babaya karşı iyilik yapmayı emrederken diğer yandan onlara karşı küçük-büyük her türlü kötü muameleyi yasaklamıştır.
Anne-baba hakkına dair daha birçok âyet ve hadis vardır. Bütün bunlara bakıldığında iki şey göze çarpar: Birincisi, onların hakkını ödemenin zorluğu, ikincisi de bu zor vazifeyi yerine getirmenin Allah katında ne kadar önemli ve değerli olduğudur. Eğer bir kişi, Allah’ın bu konudaki emrine riayet ederek anne babasının üzerine titrer ve onlara ihtimam gösterirse kazancı da o nispette büyük olacaktır. Âyetin, Allah’a ubudiyetin hemen peşi sıra anne-babaya ihsanı emretmesi de bunu gösterir.
İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de, “Yanında ihtiyar anne-babası bulunmasına rağmen onları razı etmediğinden dolayı Cennet’e giremeyen kimseye yazıklar olsun.” buyurmak suretiyle bu hakikate işaret etmiştir. Yani bir taraftan anne-babanın rızasını kazanmayı Cennet’e girmenin önemli bir vesilesi olarak zikretmiş, diğer yandan da böyle bir fırsatı kaçıran bir insanın âhirette nasıl zelil ve perişan bir hâle düşeceğine dikkat çekmiştir.