İçeriğe geç

Bazı vuslat erleri mazhar oldukları böyle bir “üns” iltifatını mütemadiyen O’nu zikretmekle seslendirirler ki, böyle bir mazhariyete “üns bizikrillâh” denir. Tamamen mâsivâdan tevahhuş ve tecerrüd ederek mânevî letâifin ihsas ve ihtisaslarıyla sürekli Hazreti Zât’a teveccühte bulunup, bir sâniye, bir sâlise, bir âşire dahi ağyâr mülâhazasına girmeden sürekli huzur soluklamaya da “üns billâh” diyegelmişlerdir ki, kudsî hadis olarak rivayet edilen mübarek, fakat müteşâbih bir sözde “Ben, Beni zikredenin celîsi, Benimle ünse erenin de enîsiyim.”8 buyurulur. Hz. Davud’un muhatap alındığı başka bir ifadede ise şu mülâhazaya yer verilir: “Yâ Davud, Bana müştak ve enîs ol; ağyâra karşı da tevahhuşta bulun.” Herhâlde, üns bâbındaki bu tevahhuş mülâhazalarını, varlık ve içindekilere kendi zatlarından ötürü alâka duymama şeklinde anlamak icap eder. Zira, her şey O’nun esmâ ve sıfâtına dayanmaktadır; bundan ötürü de, ârifler âsârda esmâyı görmüş, nisbî de olsa onlara alâka duymuş, Müsemmâ-i Akdes’e yönelmiş, zamanla bütün nisbetlerden sıyrılarak “üns bizikrillâh” veya “üns billâh” soluklamaya başlamışlardır.

İmam Gazzâlî, “üns billâh”ın herkese müyesser olmayan yüksek bir pâye olduğunu hatırlatır ve şöyle bir söz nakleder:

اَلْأُنْسُ بِاللّٰهِ لَا يَحْوِيهِ بَطَّالُ
وَلَيْسَ يُدْرِكُهُ بِالْحَوْلِ مُحْتَالُ
وَالْاٰنِسُونَ رِجَالٌ كُلُّهُمْ نُجُبُ
وَكُلُّهُمْ صَفْوَةٌ لِلّٰهِ عُمَّالُ

“Üns billâhı her babayiğit kavrayamaz, şu çare-bu çare deyip bütün imkânlarını kullananlar dahi onu idrak edemez. Üns erleri hepsi de necâbetli yiğitler, hepsi de Hak nezdinde hâlis amel sahibi seçkinlerdir.”9

25