İçeriğe geç
16. Bölüm

Kanaat

Elindekine râzı olup daha fazlasına göz dikmeme, mâlik olduğu şeye rıza göstermeyi tükenmez bir hazine bilip “biraz daha, biraz daha” demeden, verileni gönül hoşnutluğuyla karşılayarak, hırs ve açgözlülükten uzak durma gayreti içinde bulunma, hususiyle de başkalarının nâil oldukları nimetlere imrenmeme mânâlarına gelen kanaat; hem hadisçilerin, hem fukahanın, hem ahlakçıların, hem de sofîlerin üzerinde ısrarla durdukları fevkalâde önemli bir konudur.

Aslında, birbirinden farklı gibi görünen değişik alanlarla alâkalı mülâhazalar şu türden bir birleşik noktaya ircâ edilerek özetlenebilir: Şöyle ki; bu farklı sistemlerin hemen hepsinde “kanaat” kelimesinden anlaşılan husus hemen aynı gibidir.

Mâlâyâniyâtı terk etmek.. gönlün Cenâb-ı Hak’la alâkasına mâni olacak her şeyden uzak durmak.. beden ve cismâniyetimize bakan yanı itibarıyla dünya ile münasebetlerimizde dikkatli olmak ve kesben olmasa da kalben dünya ve mâfîhâ ile aramızdaki mesafeyi korumak.. Hakk’ın takdirine rıza gösterip mazhariyet ne olursa olsun her şeyi câna safâ bilip şükranla gürlemek.. kendini az yeyip az içmek ve az uyumaya alıştırarak hayatını rabbânîlik mülâhazalarına bağlı sürdürmek.. tenperverlik, makam-mansıp duygusu ve ikbal hırsı gibi hususlara karşı sürekli kapalı kalmaya çalışmak.. her zaman îsâr ruhuyla hareket ederek başkalarını yaşatmayı, şahsî yaşamanın önünde tutmak.. dünyevî muvaffakiyet ve mazhariyetlere “tahdîs-i nîmet”e vesile olmaları ötesinde hiç mi hiç değer vermemek.. elde ettiği imkanlarla asla şımarmayıp, kaybettiği şeylerden ötürü de tasalanmamak.. imkanları ölçüsünde eldeki mevcutla hep mefkud avlama peşinde olmak.. bütün nefsânî istek ve arzularını “sanki yedim”, “sanki giydim”, “sanki yaşadım”… mülâhazalarıyla savmaya, daha doğrusu kontrol altına almaya çalışmak… gibi konular, farklı farklı ad ve unvanlarla da olsa kanaat adına hemen bütün ekollerce üzerinde durulagelen hususlardandır.

190