İçeriğe geç
2. Bölüm

Vâsıl1

Erişen, ulaşan, kavuşan mânâlarına gelen vâsıl; tasavvuf erbabınca, beden ve cismaniyetle alâkalı hicaplardan bir bir sıyrılıp, kendine ait uzaklıkları aşarak herkese ve her şeye yakınlardan daha yakın bulunan Cenâb-ı Hakk’ın maiyyetini zevken ve keşfen duyma mânâsına O’na ulaşan müntehî demektir.

İç içe insanı kuşatan cismanî hicapları aşma ve gidip o maiyyet ufkuna ulaşma, bazen fevkalâde bir himmetle, bazen Hak’tan özel bir teveccühle, bazen hususî bir mârifetle, bazen usûlünce seyr u sülûk-i ruhanî yolunda ciddî mücahedelerle, bazen acz ü fakr, şevk u şükür tarikiyle, bazen de esbâb üstü harikulâdeden bir cezb u incizapla gerçekleşir ki, bunların hemen hepsi de ilâhî inayetin değişik tecellî dalga boyundaki televvünlerinden ibarettir. O’nun iltifat ve teveccühü olmazsa, mürîd ya da sâlik ne beden ve cismaniyet perdelerinden sıyrılabilir ne de kendi uzaklığını aşarak o ufka ulaşabilir… Herkese yakınlardan yakın olan O, uğrunda mücahedede bulunan vuslat namzetlerini kendine yaklaştıran da yine O’dur. O yaklaştırmazsa kimse vuslat denen neşveyi duyamaz ve kimse o maiyyeti kat’iyen zevk edemez. “O tecellî eyleyince her işi âsân eder / Halk eder esbâbını, bir lahzada ihsan eder.” (Anonim)

Avam, böyle bir vuslatın –belki de gölgesini– ancak imanla öbür âleme giderek duyabilir; buna rağmen bazen, fevkalâde bir inayete mazhariyeti sayesinde ötelere ve daha ötelere cezbedilip hususî bir iltifat da görebilir.

12