Himmet
Gayret etme, çalışıp çabalama ve yüksek iradeli olma mânâlarına gelir himmet. Bu mânâdaki himmet için, Bâkî merhum: “Bir mesele-yi meşhurdur dağlar dayanmaz himmete / Himmet-i merdân ile âsân olur her müşkil iş.” der. Aynı mazmunu değişik şekilde ifade eden bir Arapça sözde de şöyle denir: هِمَّةُ الرِّجَالِ تَقْلَعُ الْجِبَالَ “Gayret ve irade erlerinin himmeti, dağları yerinden söker.”1
Tasavvufî düşüncede ise, daha çok hak eri, aydınlık sima büyük kimselerin teveccüh ve mânevî desteklerine himmet denmiştir. Yunus Emre böyle bir himmeti şu sözleriyle ne hoş ifade eder: “Erenlerin himmetini ben bana yoldaş eyleyem/Her nereye varır isem cümle işim hoş eyleyem.”
İster lügavî mânâsı itibarıyla, ister ehlullahın yorumları açısından himmet, bir insanın kendi kemâlât-ı kalbiye ve ruhiyesi adına iradesinin hakkını verip Hak emaneti potansiyel derinliklerini, O’nun emirleri çerçevesinde ve rızası istikametinde inkişaf ettirme gayreti içinde bulunma, bunu yapmanın yanında başkalarının da kalbî ve ruhî hayat seviyesine ulaşmaları adına sürekli azm ü ikdâm içinde olma şeklinde yorumlanmıştır.
İlk dönem sofîleri, imanda yakîn derinliğine, Hakk’a tahsis-i nazarda ihlâs-ı etemme, Allah’la münasebette sadâkate, diyanette istikamete önem verdikleri gibi, ehl-i himmetin himmetine de değerler üstü değer vermiş ve onu da önemli bir vesile-i insibağ saymışlardır. Hatta bazıları daha da ileri giderek, mânevî mücâhede ve gayretlerinin çok çok üstünde Hak erlerinin teveccüh, insibağ ve himmetlerini nazara vermiş, maiyyet-i ilâhiyeye erme konusunda bu hususun fevkalâde ehemmiyetli olduğu üzerinde ısrarla durmuşlardır.
Dipnotlar
- 1el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/444.