Himmeti; samimi niyet, güçlü irade, mütemâdî gayret ve sürekli çıtayı yükselterek yürüme, dahası “hel min mezîd” deyip zirveleri kollama şeklinde de yorumlamış ve dikkatleri ciddî konsantrasyonlara, gönülden im’ân-ı nazara tevcih etmek istemişlerdir ki, her biri başlı başına birer değer ifade eden bu hususların vesilelikteki payları oldukça büyüktür.
Bu arada bir kısım mutasavvıfîn, himmeti daha ziyade, –biiznillâh– mürşidin teveccühü, tasarrufu ve Hak inayetinin bir aynası olarak kendi kalb ve ruhunda tebellür eden ilâhî mevârid ü mevâhibi samimî sinelere ifâza etmesi anlamında yorumlamış ve tatbikatta da bu hususa olduğundan fazla önem vermişlerdir.
Muhyiddin İbn Arabî, himmeti; insanın kalben dileyip temenni ettiği şeye ciddiyetle yönelmesi ve onu ölesiye bir arzu ile dilemesi, hattâ ondan başka bütün istek ve dileklere karşı tamamen kapanarak sadece ve sadece onun üzerinde yoğunlaşması şeklinde yorumlayarak böyle ciddî bir gayrete “iradî himmet” veya “cem himmeti” demiştir. İşte dağları yerinden söken, ırmakların akış istikametini değiştiren ve gökler ötesi âlemlerde takdirlerle karşılanan, karşılanıp alkışlanan himmet de bu himmettir.. ve bu himmet her zaman yüksek uçan ârif-i billâhı mâsivâya takılmama adına sıyanete de vesile bir sera mahiyetindedir.
Cîlî (rahmetullahi aleyh) “Cenâb-ı Hakk’ın maiyyetine şu tür bir cehd, bu tür bir gayretle değil, ancak yüksek bir himmetle ulaşılabilir.. ve eğer ‘fenâ fillâh-beka billâh maallah’ pâyesi ihraz edilecekse, o da yine bu keyfiyetteki bir himmetle elde edilebilir.” der.