Tebettül
Kesilmek, kesip ayırmak, ayrı tutma gayreti içinde bulunmak ve kendini her şeyden çekerek –biraz da sofî ifadesiyle– “hazîretü’l-kuds” veya “haremgâh-ı ilâhî”ye yönelmek mânâlarına gelir “tebettül”. Tebettül önce şekilde, surette, özde, mânâda Hakk’a itaatle başlar, çimlenir; kalbi mâsivâ (Allah’tan başka her şey) mülâhazalarından uzak tutmakla gelişir ve herkesin istidadına göre, gönlün bir “beyt-i Hudâ” hâline gelip ruhta maiyet duygusunun kendini tam hissettirmesiyle de bir mânâda semeresini vermiş ve arş-ı kemâlâtına ermiş olur.
Tebettüle, mebde’de iradenin hakkını vererek Hakk’a hasr-ı nazar ve hasr-ı himmette bulunup bütün mâsivâdan kat-ı alâka yoluyla O’nu tam bilme, bulma, hatta bilmeler ötesi bulmaya kilitlenme de denmiştir ki; Hazreti Meryem’e “Betûl”1 unvanı bundan dolayı verilmiştir. Zaten o muallâ validemiz, tebettülle tebtîle ermişlerin başında gelenlerden biri olarak kabul edilir.
Bir diğer tevcihle; tebettül, Hak’tan gayrı her şeyden alâkayı kesip O’na hasr-ı nazar etmek ise, tebtîl, iradenin hakkını vererek, dinî yol ve yöntemlerle sürekli bir gayret içinde ve her zaman O’na yönelme heyecanıyla oturup kalkmak ve mütemâdî gayretlerle teveccühünü yenileyerek inâyet tecellî dalga boyundaki tebtîl hülyâlarıyla yaşamaktır. Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا2 beyanıyla, üç kelime içinde ortaya koyduğu bu yüce hakikat sayesinde, tabiat ve donanımı tebtîl-i kâmile açık Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi ekmelüttehâyâ) herkesi Hakk’a tevcîh ve tebtîle çağırma gibi ağır bir sorumluluk yüklendiği/yükleneceği günlerin arefesinde melekûtî ufuklara yönlendirilmesi fevkalâde mânidardır…
Dipnotlar
- 1Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/202, 461, 5/291; et-Tayâlisî, el-Müsned s.46; Abd b. Humeyd, el-Müsned s.193.
- 2“(Fâniyât u zâilâttan sıyrılarak) bütün benliğinle O’na yönel.” (Müzzemmil sûresi, 73/8)