İçeriğe geç

İmanın hâlisâne amellerle insan tabiatının önemli bir derinliği hâline gelmesi, ihsan şuuruyla duygu ve düşüncelerin daha farklı bir derinliğe ulaşması, derken böyle birinin dopdolu bir his ve heyecanla sürekli “daha, daha” deyip hep öteleri kollaması, kollayıp kurb-u ferâizden kurb-u nevâfile koşması.. gönlünün derinliklerinde “Onun işiten kulağı ve gören gözü olurum.”4 recâsı, sırrının enginliklerinde “Attığında onusen atmadın, Allah attı.”5 teveccühünün heyecanı, yer yer müteşekkir ve mütebessim, zaman zaman da “tahdis-i nimet” mülâhazasıyla iki büklüm olan böyle bir tebeddül kahramanı, iç içe değişimlerle tekâmülden tekâmüle sıçrıyor gibi sürekli bir terakkî vetiresi yaşar ve hep vuslat arzusuyla çırpınır durur. O hâliyle bu mütebeddil, insanlardan bir insan olmanın yanında a’râz u cevâhiri aştığı, mâsivâdan geçtiği bu nuranî yolculukta âdeta bir semavîdir ve melekût âlemlerinin gözü sürmeli dilrubâlarındandır.

İşin doğrusunu Cenâb-ı Hak bilir ve O sevdiklerini er geç bazen tebettüllerle bazen de tebeddüllerle gözlerin görmekten âciz olduğu, kulakların duymadığı, beşer tasavvurlarını aşan mazhariyetlere ulaştırır.6

اَللّٰهُمَّ الْإِيمَانَ الْكَامِلَ وَالتَّوْحِيدَ الْخَالِصَ وَالْاِسْتِقَامَةَ التَّامَّةَ وَالتَّبَتُّلَ الْفَائِقَ.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ.
199