İçeriğe geç
3. Bölüm

Huşû Ve Hürmet

İnsanın nefis ve enaniyet cihetiyle bütün bütün yok olması ve kendi uzaklığını aşarak gidip “vuslat” ve “üns billâh”a ulaşması önemli bir mazhariyet ve başarıdır; ancak her muvaffakiyet ve başarı gibi bunun da insan letâifi üzerinde bir kısım menfi tesirlerinin olabileceği göz ardı edilmemelidir; zira bu ufuk, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, her türlü tasavvur ve tahayyülleri aşkın en derin mânâların, fizik ötesi esrarın başları döndüren emare ve işaretlerinin tamamen ayân olduğu ufuktur. Böyle bir zirveye ulaşan artık ne o güne kadar görüp duyduğu, bilip işittiği nesneleri, hâdiseleri birbirinden ayırt edebilir ne de bu konuda sağlam bir muhâkeme yürütebilir. Dolayısıyla da, böyle birinin her zaman bazı iltibaslara girmesi söz konusu olduğu/olacağı gibi, hakikat-i hâle uymayan bazı beyanlarda bulunması da kaçınılmazdır. Her adımda Cenâb-ı Hakk’ın inayetine sığınıp selâmeti Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi ekmelüttehâyâ) vesâyetinde yürümeye bağlamış olanlar bu konuda istisna teşkil etseler de, bu hep böyle olmuştur; böyle olmuştur zira, görülme, duyulma, bilinme ve yâd edilme hakkı olan Sultanlar Sultanı kurbet, vuslat ve ünsüyle Kendini tam hissettirdiğinde hürmet, hudû ve huşû gibi şeylerle donanımı ve şuuraltı müktesebâtı tam olmayan hiç kimsede kendini ifade etmeye, kendi olarak görünmeye mecal kalmaz. Evet, böyle bir zirveye ulaşan müntehî, arş-ı kemalâtının irtifaı ölçüsünde sürekli bir sermestî yaşadığından, her zaman olmasa da, gayr-i iradî ihtisaslarının güdümünde hareket eder; bilmez sağını-solunu ve önünü-arkasını…

28