Evet, sultana ait atlas elbiseleri giyebilmek için kendi partal urbalarını kaldırıp bir kenara atmak bir edebtir. İnsan mahiyetinin en önemli derinliği olan gönül, Hak teveccühlerinin tecelligâhı mânâsına bir “beyt-i Hudâ”dır. Onu ağyâra ait rüsûmdan pâk eylemeyince Sultan oraya maiyyet teveccühünde bulunmaz; O böyle bir teveccüh ve iltifatta bulunmayınca da vuslat olmaz. Hakk’ın, Kendi yakınlığını duyurma teveccühüyle şereflendirdiği her müntehî, kabiliyet ve mir’ât-ı ruhuna göre bir vuslat yaşar. Bazılarının vuslatı ünsle taçlandırılır ve “vâsıl”, bulunduğu mârifet ufku itibarıyla artık bir “enîs” sayılır. Lügat itibarıyla, görüşülen, yakın durulan ve candan dost mânâlarına gelen bu kelime, sofîlerden bazılarınca; kalben, ruhen, hissen Hak beraberliğini duymak suretiyle her şeyin gözden-gönülden silinip gitmesi, mülâhazalarda sadece ve sadece Zât-ı Hakk’ın kalması ve iç ihsaslarla yalnız O’nun hissedilmesi şeklinde yorumlanmıştır ki; bu da “bî kem u keyf” ve “lâzamânî, lâmekânî”, hâlî, zevkî ve belki de şuhûdî bir maiyyettir.