Hak erlerinden bazıları kanaati, dünya işlerinde yeterli ölçüde gayret göstermenin yanında, arzu ve isteklerini sürekli tesvîfe bağlayıp “Adam, bugün olmasa da yarın olur” deme, âhiret işleri ve Hak rızasında ise acele edip hırs gösterme, din ve diyanet mevzuunda onu, bitip tükenme bilmeyen bir cehd ü gayretle sürekli kalbî, fikrî, ruhî ve hissî heyecan şeklinde yorumlamışlardır ki; Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) اَلْقَناَعَةُ كَنْزٌ لَا يَفْنَى1 beyanlarıyla ifadelendirdiği, kanaatin bitip tükenme bilmeyen bir hazine.. اِرْضَ بِمَاقَسَمَ اللّٰهُ تَكُنْ أَغْنَى النَّاسِ2 fermanlarıyla ortaya koyduğu kısmete rıza esprisi çerçevesinde bir gönül zenginliği.. ve عَزَّ مَنْ قَنِعَ وَذَلَّ مَنْ طَمِعَ3 hikmet edâlı ifadesiyle de kanaatin insanca yaşama konusunda biricik yol olduğunu vurgulaması da yukarıdaki mülâhazaların esasını teşkil etmektedir.
Bazı hak dostları ise kanaati; belâ ve musibetlere, ibadet ü tâate karşı sabır nev’inden farklı bir sabır türü olarak ele almış ve hayvânî, cismânî, nefsânî arzulara karşı iradenin hakkını verip, devrilmeme, eğilmeme, hep dik durma şeklinde yorumlamışlardır ki; bu anlayışa göre kanaatin; meşrû dairedeki zevk ve lezzetlerle iktifâ edip, haramlara karşı hemen her zaman kapalı kalma şeklinde olanına “iffet”; başa çıkılmaz ve aşılmaz gibi görülen dâhiyeleri aşma istikametinde sergilenen performansa “şecaat”; şiddet, hiddet ve öfkesini bastırma konusundaki azim ve kararlılığa “hilm”; iç içe değişik sıkıntılarla kuşatılıp muzaaf ızdırarlar yaşadığı demlerde dahi paniğe kapılmadan dimdik durabilmeye “irade gücü ve vicdan enginliği”; yeme, içme ve sâir levâzımât-ı beşeriye konularında fuzûliyattan kaçınıp hep itidal içinde bulunmaya da “zühd” demişlerdir.
Ayrıca kanaat, kanaatkârlığa kilitli insan açısından da şöyle bir taksime tâbi tutulmuştur:
Dipnotlar
- 1et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 7/84; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 1/72.
- 2el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 6/351; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 33/177.
- 3İbnü’l-Esîr, en-Nihâye fî ğarîbi’l-hadîs 4/114.