Feth-i mutlak, sâlikin, kendine ait göründüğü halde zâtî olmayan her şeyi Zât-ı Hak’ta ifnâ edip bütün bütün lâhûtî hakaika açılması demektir. Böyle bir feth, istidatların tefâvütü mahfuz, vahdet kapısının aralanması ve min vechin şuhûd-u Zât ve nur-u Ehadiyetin –ihtisaslara emanet– zevkî ve hâlî tebellüründen ibaret görülmüştür. İşte ilâhî nusret ve fethe erme makamı da bu makamdır. Bu pâye ile alâkalı da Hazret nazmen şunları söyler:
Böyle yüksek bir pâyenin kahramanları, gözlerini açar-kapar hep O’nu hecelerler.. âdeta O’ndan başka hiçbir şey görmez, gördüklerine de hayal der geçerler ki, bu yüce pâyeyi dillendiren bir âşık-ı sâdık da hislerini şöyle seslendirir:
“Gözümde hep Senin hayalin, ağzımda hep Senin yâdın; kalbimde hep Senin muhabbetin, Sen nerede benden gayb olacaksın ki!..”