İçeriğe geç

Burada, feth-i karîble ve daha sonra feth-i mübîn ve feth-i mutlakla alâkalı İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri’nin mülâhazalarını arz etmeden de geçemeyeceğim. O, feth-i karîble alâkalı nazmen şunları söyler:

“Hangi dil ki buldu Hak’tan nusret-i feth-i karîb,
Gitti zillet, geldi âhir izzet-i feth-i karîb.
Yıkmayınca şol hisar-ı nefsi darb-ı zikr ile,
Hâsıl olmaz ehl-i cehde kudret-i feth-i karîb.”

Hazrete göre feth-i karîb, latîfe-i rabbâniye ile Hakk’a yönelerek, ef’âl ve âsârını, ilâhî ef’âl ve âsârın birer gölgesi görerek yol başı tevhîd tasavvurları yaşamaktır. Feth-i mübîn ise, ruh ufkundan nefis sırlarını Hakk’ın sıfât tecellîleri karşısında duyup hissetmez hâle gelerek nefse ait bütün perdeleri aşıp, sıfatların ihâta alanı sayılan ceberût zirvesine ulaşmaktan ibarettir. Buna, nefsin esfel-i sâfilînden sıyrılarak önce kalb menziline, sonra da ruh semâlarında tayerânı da diyebiliriz. Bu itibarladır ki, nefis, makamının kemâli kalb zirvesi ve ruh şâhikası mertebelerinden geçerek, tabir-i diğerle, levvâme, mutmainne, râdıye mertebe ve tabakalarını aşarak kendi arş-ı kemâlâtına otağını kurması ve ruh ufkuna açık durması sayesinde zirve yapar ve sır şâhikalarını hecelemeye durur. Böyle bir terakkînin devamıyla da ruha ait envâr u esrâr bütün bütün kalbi istilâ edince feth-i mutlak semasına yol görünmüş olur.. ve yine Hazretin ifadesiyle işte o zaman:

“Nefs-i emmâre hisârı serteser vîrân olur
Kalb-i uşşâka olursa yâver feth-i mübîn”

Evet, bu ufku ihrâz ettikten sonradır ki sâlik, vicdan mekanizmasıyla bütün nefsânî, hevâî, hissî zincirleri kırarak kulluğu tam bir ihsan şuuruyla taçlandırır ve gerçek hürriyeti soluklamaya başlar.

215