Sofîler bu fetihleri daha farklı açılımlarıyla ele almışlardır. Ezcümle, feth-i karîbi, melekût ve melekût ötesine açılma şeklinde yorumlamışlardır ki, bu yüce pâyeye mazhar hak yolcusu, bir bir bütün esbap perdelerini aşar ve min vechin O’na ulaşır, ulaşır da kendi sa’y, gayret ve ef’âlini, damlanın deryada kaybolması gibi ilâhî ef’âl içinde muzmahil görür ve وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ6 hakikatiyle soluklanmaya durur. Kezâ sofîler, feth-i mübîni de feth-i ceberûtun değişik bir unvanı saymış ve bu pâyeyi ihrâz eden hak yolcusunun sıfatlarının, evsâf-ı ilâhiye karşısında görünmez, bilinmez ve duyulmaz hâle gelmesi şeklinde yorumlamışlardır ki, kurb-u nevâfil kahramanlarıyla alâkalı ifade buyurulan: “Ben onların gören gözleri, işiten kulakları, tutan elleri… olurum”7 yüce hakikati bu pâyeyi işaretliyor gibidir. Bütün bunların ötesinde bir de feth-i mutlak vardır ki, şâhikalar üstü şâhika sayılan bu pâye, sır ufkunda feth-i lâhûtî-i Zât’tır ve bizim için nâkabil-i idraktir.
Bütün bunlardan anlaşılan diğer bir husus da şudur: Esmâ ve ef’âl-i ilâhiye sıfât-ı sübhaniyeye, onlar da Zât-ı Zîşân’a perde oldukları gibi, bir mânâda kalb ruha, ruh da sırra hicap mâhiyetindedir. Bütün bu hicapların bir bir aralanması, hatta tamamen kaldırılması sayesindedir ki, her şey işte o zaman (min haysü hüve hüve) duyulup görülür ve gayb iken ayân olur.
Dipnotlar
- 6“Sizi de sizin fiillerinizi de Allah yarattı.” (Sâffât sûresi, 37/96)
- 7Bkz.: Buhârî, rikak 38; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/256.