Feth-i ilâhîye gelince o, ahsen-i takvîme mazhariyetinin hakkını edâ etmiş hak erine Cenâb-ı Hakk’ın özel bir teveccühü ve bir fazl-ı husûsîsidir. Bu sayede sâlikin kalbinde ve ruhunda öyle bir nur, öyle engin bir mârifet hâsıl olur ki, böyle bir mazhariyet ne iç içe çilelerle ne de başka bir yöntemle kat’iyen elde edilemez. Feth-i ilâhîye mazhar böyle bir hak yolcusu, upuzun erbaînlerle ulaşılabilen “fenâ fillâh” ve “beka billâh maallah” merâtib-i mübarekesine bir hamlede urûca muvaffak olur; olur ve âdeta binlerce kilometrelik bir mesafeyi bir anda katediyor gibi, bir ân-ı seyyâle vücûd-u envere mazhariyeti sayesinde sâniye-i vâhidede nefisten kalbe, kalbden ruha ve ruhtan gayb-ı mutlaka yürür, yürür ve âdeta mukarrabîn meleklerle atbaşı hâle gelir.
İlâhî fazl olan böyle bir mazhariyete; gayret, himmet, mârifet ve aşk u muhabbet… gibi hususlar birer sebep teşkil etseler de, burada esas olan, ilâhî teveccüh ve takdirdir. ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ“Bu, Cenâb-ı Hakk’ın kuluna ekstra vesürpriz bir ihsanıdır, böyle bir ihsanı da O, kullarındandilediğine lütfeder.”2 İşte böyle bir feth-i ilâhî, herhangi bir kimsenin vesâyetine girmeden ve nakil tarîkiyle şundan-bundan hiçbir şey almadan, hitabete, kitâbete başvurulmadan Hakk’a açık ve musaffâ latîfe-i rabbâniyeye bilâ vasıta akan bir feyz-i rabbânî ve bir lütf-u sübhanîdir. Böyle bir fütûhât, enbiyâ-ı izâm efendilerimizde her zaman nübüvvet televvünlü, evliyâ-i fihâm hazerâtında da vilâyet dalga boylu tecellî şeklinde olagelmiştir. Bu mazhariyet ve feth-i ilâhî ile onlar, kendi iç dünyalarındaki fetihlerin yanında, mucize ve keramet şeklinde Hakk’ın yaratmasıyla meydana gelen harikalarla da pek çok müstait fıtratın fethe mazhariyetine vesile olmuşlardır.
Dipnotlar
- 2Hadîd sûresi, 57/21.