Tahkik kahramanı, iman, mârifet, muhabbet, aşk u şevk ve zevk-i ruhanî açısından tevhidî bir düşünceyle sürekli ona tahsis-i teveccüh ve im’ân-ı nazarda bulunarak O’nu biricik murad ve rızasını da tek hedef kabul edip celâlî esintilerde cefa mülâhazasına, cemalî meltemlerde de safâ duygusuna kapılmadan, kahrı-lütfu bir bilme esprisiyle bütün tecellîleri yolda bulunuyor olmanın tezahürleri sayarak; daha doğrusu öyle duyup öyle hissederek, onlara takılıp kalmadan, onlarla doğrudan doğruya meşgul olmadan, gerçek gayenin dışındaki her şeyi gelip-geçici birer gölge telakki edip, sonra da hedefe kilitlenmenin gereği deyip hep ona ulaşma azmi içinde bulunan tam bir gönül eridir.
Evet o, dişini sıkıp elemlere katlanarak, elinden geldiğince cismanî lezzetlere karşı tamamen kapanarak ve dinin emir ve yasaklarına da kılı kırk yararcasına riayet ederek “Hû” deyip ilerleyen öyle bir sema yolcusudur ki, her dönemeçte kendini ayrı bir itminan esintisiyle istikbal ediliyor görür, her makamda ayrı bir rıza televvünüyle hoşâmedîler alır ve zâhir-bâtın duygularında: