Bir diğer yaklaşımla tahkik; sâlikin, imanını mârifetle, mârifetini muhabbetle derinleştirerek bunları âdeta birer gez-göz-arpacık gibi kullanıp, uğradığı her izafî makamın ufkuna göre Hak rızasına tâlip olması ve onu takip etmesidir. Bu yüce hakikatin, seyr u sülûk-i ruhanînin her mertebesinde duyulup hissedilmesi farklı farklıdır; zira, her hak yolcusunun imanı, mârifeti, aşk u iştiyakı onun yakîniyle mebsûten mütenasip (doğru orantılı)’dir.. ve imanda, mârifette, muhabbet ve zevk-i ruhanîdeki farklılık, tahkikteki farklılığın bir neticesidir. Evet, nazarî bilgilere dayanan îmân –aksine ihtimal vermeyecek şekilde de olsa– 7لَيْسَ الْخَبَرُ كَالْعِيَانِ fehvâsınca, gaybî fakat emare ve işaretleriyle müşâhede ve mükâşefeye istinat eden yakîn gibi değildir; tıpkı böyle bir yakînin de, insan mahiyet ve tabiatının bir buudu hâline gelmiş kâmil bir iz’ana denk olmadığı gibi… Bunlardan birincisi, her şeye rağmen, tahkik sahasında ilâhî teveccühe vesile olabileceği ümit edilen ve بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ“Değersiz bir sermaye”8 ölçüsünde kıymet-i zatiyesi olmayan bir şart-ı âdi; ikincisi, mevcudiyetinin nisbî-kisbî olmasının yanında Hazreti “Cevâd”ın cömertliği ile tomurcuklaşabilmiş bir meyve namzedi; üçüncüsü de, O’nun nur-u vücudunun şuaâtı altında fenâ bulmuş, sonra da farklı bir renkte ikinci bir varlığa ermiş hem var hem yok hâlis bir meyve; belki de ondan da öte tam bir hulâsa.. Hz. İbrahim, أَرِن۪ي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتٰى“Ölüleri nasıl dirilttiğini göster bana.”9 talebiyle tahkikin mebdeine, لِيَطْمَئِنَّ قَلْب۪ي“Kalbim itminana erip doygunluğa ulaşsın..”10 mesned-i talebiyle de onun müntehâsına işaret etmiştir. Elbette ki, böyle yüce bir peygamber ufku itibarıyla, bu ölçüdeki bir tahkikin, ne “ilme’l-yakîni”ni ne “ayne’l-yakîni”ni ne de “hakka’l-yakîni”ni kavramamız mümkün değildir; bizim bu şekildeki yaklaşımımız, kendi zevk ve ruh hâlimizi ifade edebilmemiz için bir “vâhid-i kıyasî” ve bir “mirsad-ı mülâhaza” olarak değerlendirilmelidir ki, Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hz. İbrahim’in itminana ermek arzusuyla ortaya attığı böyle bir talebine karşı: نَحْنُ أَحَقُّ بِالشَّكِّ مِنْ إِبْرَاه۪يمَ“(Bu şekilde izafî) bir şekk İbrahim’den daha çok bizi alâkadar eder.”11 diyerek bu ince farka işaret buyurmuşlardır.
Dipnotlar
- 7 es-Suyûtî, el-İtkân 2/346; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/219. Yakın ifadeler için bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/215, 271; İbn Hibbân, es-Sahîh 14/96.
- 8 Yûsuf sûresi, 12/88.
- 9 Bakara sûresi, 2/260.
- 10 Bakara sûresi, 2/260.
- 11 Buhârî, enbiyâ 11, tefsîru sûre (2) 46; Müslim, îmân 238, fedâil 152.