Evet, farzları vaktinde hakkıyla yerine getiren, getiremediklerini de ciddî bir nedamet ve telafi duygusuyla kaza eden, sonra da tabiatının gereklerini yerine getirme ölçüsünde nafilelere düşkünlük gösteren bir hakikat âşığı, her zaman hakkı duyar, hakkı görür, hakkı tutar kaldırır ve hakka doğru yürür ki, böyle birinin gönlüne ağyârın gölge etmesi ve gözlerine başka hayalin girmesi asla söz konusu değildir. Ara-sıra ufkunu buğu ölçüsünde bir sis bürüse de, bahar bulutları gibi gelip geçicidir ve bu yeni bir açılımın da şafak emaresidir.. evet onlar sıkıntı hâlinde de, sevinç-neşe zamanında da sürekli yol alır ve hep kazanırlar.
İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri bu tahkik kahramanlarını şöyle resmeder:
Ehl-i Hak cânında bulmuştur ayân,
Nûr-u Hakkı âleme bîçûn1 karîn
Hak (Fe biye yesmeu ve biye yubsiru)2 dedi,
Bulduğu için nûrunu bu mâ u tıyn.3
Nûr-u pâk bulmasaydı âb u hâk,4
Olmaz idi suret-i mânâ mübîn.
Nûr-u (Lâ şarkî ve lâ garbî)5 bulan,
Ehl-i dil mişkât-ı nûr olmuş yakîn.
Vahdeti kesrette bulmuş ehl-i hak,
Âminûn u sâlimûn u gânimîn.6
Hakka tefvîz ile Hakkı sen seni,
Fâil-i Muhtâr’ı bul “Ni’me’l-Muîn.”
Dipnotlar
- 1 Bîçûn: Eşsiz, benzersiz.
- 2 “Benimle işitir, Benimle görür.” (el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 3/81; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 2/580.)
- 3 Mâ u tıyn: Arapça; su, toprak anlamına.
- 4 Âb u hâk: Farsça; su, toprak anlamına.
- 5 Lâ şarkî ve lâ garbî: Hazreti Tecellî’den kinaye, ne doğulu ne de batılı.
- 6 Emniyet, selâmet ve kazanç içindedir demek.
161