İçeriğe geç

Üçüncü durum ve disiplin açısından şu mülâhazalar zikredilebilir:

Seyr-i âfâkî ve seyr-i enfüsî ile henüz tam inkişaf etme yoluna girememiş bir nefis, iyilikleri kendinden, fenâlıkları da ya esbab ya da çarpıttığı o yanlış kader telakkisinden bilir; mazhariyetleriyle coşup şükürle gürleyeceğine, ucub, gurur, fahir gibi iç çöküntü ve çözülmelere girerek hamd ü senâ hislerini öldürmenin yanında ufkunu da bu fenâ huyların isiyle-pasıyla kirletip varlık yolunda her zaman yokluğa düşebilir. Ama eğer o, bütün iyilikleri Allah’tan birer mevhibe, fenâlıkları da kendi iradesinin ürünü görebilirse, en olumsuz durumlarda dahi iç içe vâridlere mazhar olup çok değişik güzellikleri birden duyabilir. Elverir ki o, hemen her zaman kemalini kemalsizliğe bağlayıp, sürekli Hak karşısında iki büklüm bulunsun; kudretini âcizliğinin semeresi, servetini de fakirliğinin lâzımı bilerek şevk u şükürle gürleyebilsin.

Evet, bir mü’min olarak her zaman, bütün meziyetlerimizin Allah’tan, bütün rezilelerimizin de nefisten kaynaklandığını bilmemiz, bu mülâhazaya bağlı iç kontrol sistemimizi sürekli hareket hâlinde bulundurmamız çok önemlidir. Hak yolcusu, bu disiplinlere bağlı kalarak iç dünyasını canlı ve hareketli tutabildiği takdirde, en verimsiz ortamlarda bile hep meyve verir ve hep yeşile yürür. Aksine onun ruh dünyasında değişik erozyonlarla çoraklaşma başladığı andan itibaren de, en münbit zeminlerde dahi o, sadece dikenlere dâyelik eder ve viranelerin yasçısı baykuşlar gibi inler durur.

298