İçeriğe geç

İkinci durum ve disiplin açısından şunlar söylenebilir: Tezkiyesiz “nefs-i emmare”si bulunması itibarıyla insan, bir lahza bile gönlünden çıkarmaması gereken en hayatî mevzuları sık sık unutabilir, hatta bazen onları hatırlamak dahi istemez; buna mukabil, hiç hatırlanmaması gerekli olan hususları da bir türlü gönlünden söküp atamaz. Hâlbuki o, her zaman, Allah rızası istikametinde hizmeti, amelde ciddiyeti, çevresindeki kimselere karşı sorumluluğunu, ölümü ve ölüm ötesini düşünmeli; buna mukabil, her türlü kini, nefreti, ihtirası, nefsanî haz ve arzuları ruhundan söküp atmalıdır ki; içindeki ruhanîliği söndürmesin, şeytanîliği de hortlatmasın.

Evet, yoldakiler olarak bizim için her zaman, Allah’a îmân ve O’nun rızası çizgisinde yaşamayı ganimet bilmemiz; bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızla O’nu memnun etmeye yönelmemiz; her yerde ve her zaman hayatımızı O’nun maiyyetine bağlamamız ve bu sırlı maiyyet sayesinde –ki اينجَاكَسِست پنهَان، خوددلا مَگِيرتَنهَا“Burada gizli biri var, ey gönül, kendini yalnız sanma.”(Mevlâna) fehvâsınca– her lahza ayrı bir münasebet bulup O’nunla gönül irtibatımızı sıkı tutarak, sınırlılığımızı aşıp sınırsızlığa yürümemiz, damlayı deryaya döndürüp cüz’de küllün esrarına tâlip olmamız bizim için birer esastır. Hayatımızı bu esaslar dairesinde sürdürebildiğimiz ölçüde, olmaz gibi görünen şeyler zamanla birer birer aşılır, cüzler küllün aks-i sadâsı ve aynası hâline gelir; yoklar varlık rengine bürünür; reşha kamerin önüne geçer; toprak semalar kadar ulvîleşir ve zerre gibi çok küçük mahiyetler kâinatlar kadar genişler.

Âşıklar Sultanı Mevlâna bu mülâhazayı ifade sadedinde:

خُم كِه اَز دَريَا رَاهِي شَوَد……رودها پيش او به سجده رود

“Denizin yolunu bulmuş bir küpün önünde, ırmaklar secdeye varırlar.” der ve bize kendi varlık hendesemizi aşmamızı, ruhumuzun o sırlı potansiyel vüs’atine ulaşmamızı salıklar.

297