İçeriğe geç
Keramet umma hiç Necef taşından,
Ayrılma insandan öz kardaşından;
Hakk’ı göremezsin Bağlarbaşı’ndan,
Gerçek er sultandır, keşiş değildir.
Ham ervah her yanda var yığın yığın,
Nedir onlarla verip aldığın!
Uzlete mail olan gönlüne sığın!
Cihan gönül kadar geniş değildir.”

Dervişlikte, nazarî ilimleri takip talebelik; öğrenilen bilgileri hayata geçirip yaşamak temsil; bilinip yaşanılan şeyleri hâlen ve zevken daha derince duymak ise –farklılığı istidatlara bağlı bütün mertebeleriyle– yakîndir. İsterseniz bunlardan birincisine nazarî şeriat, ikincisine amelî şeriat, üçüncüsüne de hakikat buudlu şeriat diyebilirsiniz.. dervişlik, mebdeden müntehâya bütün bu menzillerde, ayrı ayrı görünümler hâlinde karşımıza çıkan sâlikin hiç değişmeyen her zamanki unvanıdır.

Bir kısım hakikat erbabı, vuslat yolunda dervişliği “olmazsa olmaz” şeklinde kabul etmektedirler ki, onlara göre, bedenî rahatsızlıklarda hekim tavsiyesi istikametinde tedavi, perhiz, diyet ne ise, nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi ve ruhun mâverâîleşmesi adına da dervişlik aynı şeydir. Bedene ait rahatsızlıklarda, tabibin tavsiyeleri esas alınması gerektiği gibi mânevî rahatsızlıklarda da, bir mürşid, bir üstad ve bir bilgenin öğütlerini almaya ihtiyaç vardır. “Hastalık yok hasta var.” mülâhazasında olduğu gibi denebilir ki, bu konuda da her insan âdeta başlı başına bir âlem gibidir ve onun rahatsızlıklarının tedavisi de –usûlde olmasa da– teferruatta farklı yöntemler gerektirmektedir:

283