Evet, Allah (celle celâluhu), inkâr eden ve her zaman İslâm’a muarız bir tavır içerisinde bulunan kişilerin kalbini birbirine çarpıp eşitleyip nifak içine attı.. ve bunların bir dönemde Hıristiyan dünyasından çekmedikleri cefa, maruz kalmadıkları hakaret kalmadı. Daha önce, asırlarca Babil’de esaret hayatı yaşamış.. bir başka dönemde Şabur tarafından işkencelerin en iğrencine uğratılmış ve hiçbir zaman rahat yüzü görmemişlerdi. Böyle bir duruma düşmelerinin tek sebebi, aralarında “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yapmamaları idi ki, bu sebeple kalblerinde ayrılık fitneleri gelişiyor ve yer yer temelden sarsılıyorlardı. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle bir vak’ayı rapor ederken, aynı akıbete düşmemeleri için, yapılması gereken şeyleri baştan yapmaları gerektiği hususunu ümmetine ihtar ediyor ve toplum hâlinde çökmemenin yol-yöntem ve tekniğini öğretiyordu.
Böyle bir noktaya gelmişken, –bir iki cümle ile de olsa– sadet harici sayılabilir bir hususu hatırlatmakta fayda mülâhaza ediyorum. Bir kesimi itibarıyla İsrailoğulları, Hz. Musa (aleyhisselâm) zamanında dahi, bir ittifak ve ittihat temin edebilmiş değillerdir. Dolayısıyla da hep tedip ediliyorlardı. Eğer şu anda Yahudiler, muvaffak görünüyorlarsa –ki öyle sayılırlar– bu da onların sûrî ittifaklarının bir sonucu olsa gerek. Tarihî dinamiklerine sahip çıkmaktan kaynaklanan bu ittifak, onların, ne ölçüde olursa olsun, bir devlet kurmalarını netice vermiştir. Tarihî değerlerinden uzaklaşır, iç çekişmelere girerlerse, yıkılıp gitmeleri kaçınılmaz olur. Evet, bugünkü İsrailoğulları ve Yahudiler, bazı yanları itibarıyla tashihe ve tecdide açık olsa da semavî bir dine saygılı davranmalarının mükâfatını görüyorlar. Biraz da bizim zavallı durumumuz onları daha güçlü hâle getiriyor.