İçeriğe geç

“İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud’un ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bu, onların baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerinden dolayı idi. Onlar birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mâni olmuyorlardı. Yapmakta oldukları bu iş ne kötü idi.”6 âyetini okuyarak şöyle buyurdu: “Hayır, vallahi, muhakkak mârufu emredip münkerden nehyetmelisiniz ve yine muhakkak zalimin elinden tutup onu hak çizgisine getirmelisiniz.”7

Burada, kötülüğe pasaport veren bir kısım İsrailoğulları’nın durumu dile getirilirken, mü’minler aynı akıbetten sakındırılmakta ve böyle bir duruma düşmemeleri için tenbihte bulunulmaktadır. Zaten bu gibi vak’aların rapor edilmesinde her zaman bir kısım hikmetler söz konusudur.

Vak’a şu şekilde de tahlil edilebilir: İşlenen bir münker görülmüştür. Münker işleyeni ikaz eden şahıs, zatında o münkerin karşısındadır.. ve ilk gün o münker işleyeni ikaz etmiştir. Ancak, devamlılık ve sebat isteyen böyle bir mevzuda o hiç de öyle davranmamış; münker işleyenin o işte ısrar etmesine karşılık, diğeri metafizik gerilimini koruyamamış ve o şahsa yanaşarak onunla yemiş-içmiş, sohbet etmiş ve dostluğunu devam ettirmiştir. Kalbiyle buğzetme, imanın varlığına son işaret ve alâmetken o, bu kadarcık bir canlılık bile gösterememiştir. Böylece, karşısında direnç gösterecek hiçbir unsur kalmadığı için, o kötülük de cemiyet içinde yayılma zemini bulmuştur. Ve Cenâb-ı Hak da onların kalblerini birbirine çarparak eşitlemiş ve denkleştirmiştir. Hatta onların arasında dahilî sürtüşmeler meydana getirerek onları fırka fırka bölmüştür.

70