Ne oldu Kâbe’de yapılan dualara? Niçin mescitlerde dökülen gözyaşları faydasız? İşlenen günahın keffareti bunlar değil de ondan. Kuyuya nereden düşüldü ise, çıkış yeri orasıdır. Biz bu hâle, bir kudsî vazifeyi terk ederek dûçâr olduk; onu yerine getirerek de bu hâl ve bu durumdan kurtulacağız. Yani bu işin en müessir duası, bu kudsî vazifeyi ifadır. Bu itibarla da, sadece dillerdeki dualar yeterli değildir. Elbette o duaların da, insanın ahireti adına faydası vardır; ancak dünyevî mezelletten kurtulmanın yolu emr-i bi’l-mâruf vazifesini hakkıyla yerine getirmektir.
Evet, başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, bir cemaat ve toplum içinde çok faziletli insanlar bulunabilir. Bunlar mânevî yönleriyle Allah’a çok yakın da olabilirler. Ancak bu toplum içinde “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yapılmıyor ve bunun için müesseseler kurulup bu vazife sistemli bir şekilde ifa edilmiyorsa, Allah (celle celâluhu) o cemiyetin altını üstüne getirir ve o cemiyet, o millet asla pâyidâr olamaz.
Gerçi Cenâb-ı Hak, bir zümrenin günahı sebebiyle umuma azap etmez. Bir kısım baştan çıkmış, kanun nizam tanımayan mütrefînin işledikleriyle bütün bir toplumu mesul tutmaz. Ancak “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yapmaya güçleri yettiği hâlde, münkerâtı göğüsleyen bir hasbiler grubu, “Rabbimiz Allah” deyip ortaya çıkmazsa, işte o zaman azap umumî olarak gelir.
Tirmizî ve Ahmed İbn Hanbel’in rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte bu hususa şöyle işaret edilmektedir: