Düşünün ki, Allah Resûlü’nün devrinde yaşayan bedevî bir Arap gelip Kur’ân’ı dinliyor ve hem kalbiyle hem de aklıyla Kur’ân’dan istifade edebiliyordu. Aynı devirde yaşayan ve şiirleri Kâbe’ye asılan büyük şairler de aynı şekilde Kur’ân’dan istifade edebiliyordu. Lebid, bunlardan sadece biriydi. Ve o, Kur’ân’ı dinledikten sonra artık hiç şiir yazmamıştı.11 Hansâ, Kur’ân’a dilbeste olmuş dev bir kadındı. O günkü devrin en güçlü şairlerindendi.12 Evet, onlar, bu yönüyle Kur’ân’ın muhataplarıydı ve Kur’ân hem akıllarıyla hem de kalbleriyle onları tatmin ediyordu. İbn Sinalar, İbn Rüşdler, Farabîler, İmam Gazzâlîler, Fahreddin Râzîlerin yanında, Ebû Hanife, İmam Şafiî, İmam Ahmed İbn Hanbel, İmam Malik ve isimlerini sayamayacağımız daha nice muhteşem dimağlar, hep ona muhatap oldular ve onun rahle-i tedrisinde yetiştiler. Demek oluyor ki Kur’ân, onlara da aynı şekilde hitap ediyordu.
Evet, Kur’ân, her sahada beşerin düşünce seviyesini nazara almış ve onların anlayışına göre hitap etmiştir. Kur’ân’ın bu yönü o kadar renklidir ki, onu yürekten dinleyen herkes, kendini onun biricik muhatabı sanır. İlim ve teknik, her gün daha da ilerleme kaydederek baş döndürücü bir keyfiyet alıyor. Hemen her sahada, daha güçlü ilim adamları yetişiyor. Bunlar, Yüce Yaratıcı’nın onların fıtratlarına yerleştirdiği meknî (gizli) kabiliyetlerini geliştirmek için, yine Yaratıcı’nın kâinatta vaz’ettiği fıtrî kanunlarla mümarese kazanırken yanlarında en büyük destekçi olarak, aynı Yaratıcı’nın kelâm-ı ezelîsi olan Kur’ân’ı bulmaktadırlar.
Dipnotlar
- 11 İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve 1/736; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 4/540; İbn Hacer, el-İsâbe 1/98, 5/675.
- 12 Bkz.: İbn Abdilberr, el-İstîâb 4/1829; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 7/101.