“Ey insanlar! Siz sağır ve kör birisine dua etmiyorsunuz. Kendinize acıyın ve duada itidalden ayrılmayın. Size her şeyden daha yakın ve dualara icabet eden bir Zât’a dua ediyorsunuz ki, O sizin dualarınızı (her hâlükârda) işitir ve icabet eder.”1
Bir keresinde de halk, imam olan bir zatın namazı çok uzattığı şikâyetiyle O’nun huzuruna gelmişti. Bunlar arasında, “Yâ Resûlallah! Neredeyse cemaati terk edecektik!” diyenler oldu. İmam olan zat belliydi. Allah Resûlü’nün canı çok sıkılmıştı. Fakat buna rağmen onu bizzat huzuruna alıp doğrudan ikaz etmemiş; mescitte, herkese hitaben umumî bir irşadda bulunmuş ve şöyle buyurmuştu:
“Ey insanlar! Ne oluyor sizlere ki, insanları nefret ettiriyorsunuz. Sizden kim imam olursa namazı hafif kıldırsın. Çünkü onların içinde ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır.”2
İşte Allah Resûlü’nün hatalar karşısındaki tavrı ve davranışı bu idi. Çünkü O, insanların kurtuluşa ermesini istiyor ve her meseleyi onlara en kolay ve en yapılır şekliyle takdim ediyordu.
“Ey insanlar! ‘Lâ ilâhe illallah’ deyin ve felaha erin.”3 diyordu. Zaten O’nun bi’setinin gayesi de buydu.
Evet, irşad ve tebliğde, şahısları suçluluk ruh hâletiyle ele alıp onlara bir şeyler anlatmaya çalışmak, kat’iyen yanlıştır. Söylenecekler topluma ve umuma söylenmelidir. Güneş şualarından herkes kendi istidadına göre istifade ettiği gibi, bu hayat saçan sözlerden de herkes kendi istidat ve kabiliyetine göre istifade edebilir. Aksi hâlde açılan rahnelerin kapatılması çok zordur.
b. Münazaradan Sakınmalı
Dipnotlar
- 1 Buhârî, cihâd 131, meğâzî 38, daavât 50, 67; Müslim, zikir 44-45.
- 2 Buhârî, ahkâm 13; Müslim, salât 182.
- 3 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/492, 4/63, 4/341, 5/371, 376.