İçeriğe geç

Buna karşılık dinsiz bir ailedeki çocuk, içinden çıkamadığı problemlerini başkalarına sorma ihtiyacı duyar. Bir de, dışarıdan herhangi bir kimse buna el uzatıp da problemlerini halledebilirse, çocuk İslâmiyet’i sevecek ve benimseyecektir. Çünkü ona İslâmiyet, günün şartlarına göre öğretilmiştir. Hâlbuki dindar ailede yetişen evvelki çocuğun dindarlığı, taklitten öteye geçmemiştir. Ve belli bir noktadan sonra da ondaki taklîdî iman işe yaramaz hâle gelmiştir. Burada parantezi kapatıp sadede dönüyorum.

h. Muhatabın Seviyesine İnme

Bazen muhatabın durumu, bizim, onun seviyesine inmemizi gerektirir. Bu takdirde mürşit ve mübelliğ, konuşacaklarını onun seviyesine inerek yapmalıdır.

Bu mülâhazayı da yine mücerret bir ifade olmaktan kurtarmak için, şöyle açıklayabiliriz: Muhatabın seviyesine inerek konuşma ilâhî bir ahlâktır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise bizleri Allah ahlâkıyla ahlâklanmaya çağırır.10 Kur’ân, baştan sona kadar beşer aklına tenezzül etmiş, ilâhî bir kelâmdır. Eğer Kur’ân beşerin akıl, istidat ve kapasitesine uygun inmemiş olsaydı, bizim hâlimiz nice olurdu?..

Evet, eğer Cenâb-ı Hak Kur’ân’ında, Tur’un bir yanında Hz. Musa’ya konuştuğu kelâm ile konuşsaydı, onu dinlemeye güç yetiremeyecektik. Ve yine Kur’ân sadece büyük deha ve karîha sahiplerinin anlayacakları bir üslûpla inmiş olsaydı, insanların yüzde doksandokuzu Kur’ân’dan hiç istifade edemeyecekti. Hâlbuki mesele hiç de öyle değil; Cenâb-ı Hak azameti ve rubûbiyetiyle beraber, iradesine uygun olarak muhataplarının durumunu nazara alıyor ve onlarla öyle konuşuyor. O’nun kelâmı Kur’ân’dan ibaret değildir. Kim bilir Cenâb-ı Hakk’ın azametine uygun daha nice konuşma keyfiyetleri vardır, ama biz bunları bilemiyoruz. Bildiğimiz şu ki; O, sırr-ı ehadiyetle hep insanların idrak ve anlayış seviyesine göre hitap etmiştir.

142