İçeriğe geç

Bugün, genç-ihtiyar herkesin hâli yürekler acısı, ama günümüz insanının bu acınacak hâli, biraz da irşad adına ortaya çıkanların zavallılığından kaynaklanmaktadır. Zira devrinin kültürünü, anlayışını, üslûbunu bilemeyenlerin, o devir insanına birşey anlatmaları mümkün değildir. Akla gelmesin ki, öğrenilmesi gerekli olan bunca şeyi bilmeden başkalarına bir şeyler anlatmak zararlı oluyorsa, acaba o zaman bizden “emr-i bi’l-mâruf” vazifesi düşüyor mu? Hayır, asla ve kat’a!. Eğer, nesli irşad etmek adına yıldızlara seyahat şart olsaydı ve irşadla alâkalı anlatılacakları oradan getirmek icap etseydi, gidip getirme ve muhtaçlara takdim etme farzlar üstü bir farz olurdu. Zira neslimizi fizik ile vurdular, kimya ile dize getirdiler, astronomi ile yıldızları başına döktüler. Öyle ise bu durum karşısında sen de, eli kolu bağlı kalmamalısın.

Evet, aynı malzemeleri kullanarak neslinin elinden tutup kaldırman, onun maddî-mânevî yaralarını sarman ve onu yeniden yükseltmen sana bir borçtur. Yükseltmelisin ki, bir daha düşmesin, sürçmesin ve ayaklar altında kalıp ezilmesin. Kâinatta her hâdise, her nesne bir dil ve bir daldır. Allah’a (celle celâluhu) iman edenler bu dili bilmeli ve bu dallara sımsıkı tutunmalıdırlar. Aksi takdirde, tekvînî âyetleri anlamak mümkün olamaz. Tekvînî âyetleri anlamayan fert ve milletler ise, mezellet içinde kalmaya mahkûmdurlar. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim de kendi âyetleri içinde işte bu tekvînî âyetleri ele alıp şerh etmektedir. Bunlara kulaklarını tıkayan insan, her gün baştan sona Kur’ân’ı okusa da, gerçek mânâsıyla onu okumuş sayılamaz. Kur’ân, bütünüyle âyetleri tedebbür ve tefekkür edilsin diye gönderilmiştir. Ona sahip çıktığını söyleyen herkes de bunu böylece bilmelidir.

134