Yine lafz-ı Celâle ile alâkalı bir kelime de, لَاهَ ’dir. اِحْتجَبَ: لَاهَ – يَلُوهُ mânâsındadır ki, ‘gizli oldu, gizlendi’ demektir. Allah (celle celâluhu), gözle görülmez. Hâlbuki O ayândan daha ayândır. Görünmemesi, varlık kemalinin zirvesinde bulunmasından yani şiddet-i zuhurdan ileri gelmektedir. Görünmek, zıddı olan ve varlığın kemal noktasına gelememiş olanlar için söz konusudur. Gece gündüzün, gündüz gecenin zıddı olduğu için görünür ve bilinir. Sıcaklık soğuklukla, aksi de aksiyle hissedilir. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk’ın zıddı ve benzeri yoktur.
O Allah ki, görme, işitme, hayat-memat, iman-küfür, adalet-zulüm ve bütün zıtlar hep O’nun tecellîsiyledir. Hayır ve şer O’ndandır. Böylesine her şey O’ndan olan, zıddı ve benzeri bulunmayan Allah’ı görmeye imkân var mıdır? Onun için O’na, “O, şiddet-i zuhurundan gizlidir.” diyoruz. Bin seneden beri ehl-i kalb, “Ey şiddet-i zuhûrundan gizli olan, ey kemal-i nurundan muhtefî bulunan Allahım!” diye O’na münacâtlarını arz ve takdim etmektedirler. Hz. İbrahim Hakkı:
e. Elihe
Ayrı bir kelime de أَلِهَ ’dir. أَلِهَ ‘iltica etti, sığındı’ mânâsına gelir. Arap, أَلِهَ الْفَصِيلُ der ki, bu da وَلِعَ إِلَى أُمِّهِ yani ‘yavru, annesine sığındı, iltica etti’ demektir.