İçeriğe geç

Lafz-ı Celâle’nin diğer bir hususiyeti, başka isimlerle ifade edemeyeceğimiz bir mucizelik ifade etmesidir. Başından elif’i kaldırdığımız zaman لِلّٰهِ kalır ki, yine “Allah” demektir; لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ9 ve وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ10 âyetlerinde olduğu gibi. Başından ل ’ı kaldırdığımız zaman له yine “Allah” demektir. Her iki ل ’la beraber ا ’i kaldırdığımız zaman ـه (Hû) kalır ki, Allah’ın zâtının unvanıdır ve yine “Allah” demektir. Ve biz, çok defa zikir, vird ve fikrimizi ـه (Hû) demekle ifade ederiz.

ـه (Hû) aynı zamanda İsm-i A’zam arasında sayılmaktadır. Lafz-ı Celâle’nin son harfi ـه ’dur ve Allah’ı ifade etmektedir. Hatta çok defa diğer isimlerle Allah’a yönelmektense ـه (Hû) ile yönelmek daha uygun olur. İşte lafz-ı Celâle, böyle mucizevî bir kelimedir. Onun bu son harfi üzerinde kısaca duralım, sonra umumî mânâsına tekrar dönelim:

ـه (Hû) başlı başına bir mucizedir. İnsan ـه (Hû) dediği zaman şu mânâları mülâhaza eder veya şu mânâların mülâhazası ona ـه (Hû) dedirtir: “Nerede ben, nerede Sen? Ben bir damla hakir sudan mahluk, Sen ezel ve ebed sultanı Mâbud. Ben, Sana Sen diyemem. Sana ancak, kâinatı dolduran, Senin Esmâ’na ait mânâları birden ifade etme sadedinde, unvanın olan ـه (Hû) ile sesleniyorum. Ve ancak ـه (Hû) demekle gönlümdeki ateşi söndürüyorum.”

61