İçeriğe geç

ب ’de musâhabet (yakınlık, dostluk) mânâsı vardır. İnsan, Allah ve Resûlü’ne yakın olmak istiyorsa Besmele çekmelidir. Ve yine ب ’de ilsak (birlikte olma, sarılma) mânâsı vardır. İnsan, Besmele ile Allah’ın Rahmân ve Rahîmiyetine sarılır. Bütün muamma ب ’nin noktasıyla başlar اَلرَّحِيمِ ’nin mimiyle sona erer. ب ’nin altındaki nokta kaldırıldığında iki sonsuz arasında uzayıp giden bir elif akla gelir. Elif, hakikat ilminde Allah’ın remzidir. Elif’in alt tarafına bir nokta koyup onu ب yapacağımız güne kadar, kâinatta gölge olmadığından dolayı o büyük ve nâmütenâhî ışık da bilinmiyor ve bulunmuyordu. كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا“Ben gizli hazine idim.”1 ifadesi bu hakikate parmak basmakta ve bize bu hakikati şerh etmektedir.

ب nâmütenâhî uzayıp giden ve zıddı olmayan, nuranî bir hattır. O, Allah’ın remzidir. Elif harfinin ilk yazıldığı yerde Hz. Ahmed’in adına remiz yapılmıştı. Onun başında da bir elif vardı. İş elifle başlar ve ebedlere kadar da öyle kalır. Nokta, Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) remzidir. Kâinatın çekirdeği ve nüvesi olan Hz. Muhammed أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُورِي “İlk yaratılan benim nurumdur.”2 sözüyle bunu anlatmaktadır. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaratılmasaydı Allah bilinmezdi. Allah Kendini Kendinde görüyor ve Kendi ilmiyle Kendini biliyordu ama Allah başka gözlerle görülmek; başka kulaklarla duyulmak ve başka gönüllerde de bilinmek istedi.3 Onun için Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nurunu yarattı. Kâinatı da O’nun nurundan halketti, nihayet kâinatın müntehâsında insan, bir semere olarak zuhur edip ortaya çıktı. “Mir’ât-ı Muhammed’de Allah görünür daim.” sözünden biz bunu anlıyoruz.

52