İçeriğe geç

“Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Öyleyse yerin yamaçlarında dolaşın, Allah’ın verdiği rızıktan yiyin. Sonunda dönüş de O’nadır.”13 O, yeri size öyle “zelûl – uysal bir binek” hâline getirmiştir ki, sırtına bindiğiniz zaman gezdirir sizi, hem de en tatlı ninniler söyleyerek… Onun baharının ninnisi başka, yazının nağamatı başka; hazan mevsiminin ise daha başka nağmeleri vardır. Sonbahar solgun sesiyle hep visal türküsü söyler. “Ona, Hakikî Dost’a kavuşma vaktiniz yaklaştı!” der gibidir her sözü.. ve solan şeyler, Solmayan Güzel’i gösterme imasında bulunurlar.

Her mevsimin ayrı bir türküsü vardır. Siz merkûbunuzun omuzlarında, rahat rahat yürürken her gün kendinizi her köşe başında ayrı bir cennet kapısı önünde bulur gibi olur ve Kur’ân’ın “Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?” beyanıyla bir kere daha irkilirsiniz. İrkilir, mehâbet hissiyle O’na yönelirsiniz. Değişik mevhibelere mazhariyetlerinizin çehresinde varlık içindeki konumunuzun ehemmiyetini anlarsınız; anlar ve ona göre daha ciddî bir duruşa geçersiniz.

İşte Kur’ân varlığa böyle bakar, böyle yorumlar; insanın konumunu da bu şekilde işaretler ve ona sorumluluklarını hatırlatır.

3. Fıtratla Zıtlaşan Bir Kısım Aşırılıklar

İslâmiyet’ten önceki bazı semavî dinler bu muvazeneye riayet edememişti; edememiş –şu anda bizim durumumuz da öyle– ve hakikî temsilcilerini kaybetmiş olmadan ötürü zavallı bir duruma düşmüştü. İbadet maksadıyla inşa edilen bazı mâbetler, günahları affetme adına kazanç temin etme yolları peşinde idi.. zengin fakiri o nâm ile eziyordu. Cennet onun adına parsellenip satışa arz ediliyordu. Bütün bir ömrünü sefahatte tüketen krallar, zenginler ve asilzâdeler servetleri sayesinde Cennetin en mutena yerlerini satın alabilme hülyalarıyla yaşıyorlardı.

46