İçeriğe geç

Evet, o ısrarla, bizim havâss-ı zâhire ve bâtınamıza hitap ederek, önümüze serilmiş bulunan şu kitabın cân-u gönülden okunmasını istiyor. O, insanı, eşya ve hâdiseleri ve bütün kâinatı bir vâhidin çeşitli yüzleri şeklinde ele alır, hepsinin bütüncül bir nazarla değerlendirilmesini ister. Bütün semavî kitaplar arasında sadece odur ki, hiçbir yönü ihmal etmeden bütün varlığı birden değerlendirir ve nazar-ı mütalâamıza sunar. Ön yargısız olanlar, her şey üzerinde titizlikle durur, her hâdiseyi doğru okumaya çalışır, canlı-cansız her varlığı âdeta bir dost, bir kardeş gibi görür ve yürür onlarla hasbihâl ederek Yaratan’a doğru; yürür ve hiçbir zaman vahşet yaşamaz, yalnızlığa düşmez, sebeplerden ürküp korkmaz; herkesi ve her nesneyi bir kardeş gibi görür ve değerlendirir.

Dağlarla konuşur, vadilerle türkü söyler, nebatat ve hayvanatla ayrı bir beraberlik yaşar ve kendini hep bir halka-i zikir içinde hisseder; hisseder de her şeyin onunla beraber âdeta “Lâ ilâhe illallah” dediğine şahit olur. Yer onun için bir beşik hâlini alır. “Biz yeryüzünü bir beşik kılmadık mı?”10 Kur’ân ifadesini bütün sıcaklığıyla duyar ve o beşiği hazırlayıp sallayan Zât’a karşı şükranla şahlanır.

Meyveleri salkımlar hâlinde ağzımıza kadar uzanan bağları, bahçeleri düşünür, nasıl varlığın merkezine oturtulduğunu gönülden bir kere daha yâd eder. Semayı temâşâ eder hayranlık mırıldanır, tabiatı alkışlar esbaba tebessümler yağdırır; gürül gürül çağlayıp giden nehirlerin başında durur bir mûsıkî dinliyor gibi mest olur.

44