İçeriğe geç

Esasen O’nun beşerî bir zaaf olarak kadına ihtiyacı yoktu. Zira O’nun 25 yaşına kadar yaşadığı gençlik hayatıyla ilgili olarak dost ve düşmanın akılları durduracak, hayalleri donduracak öyle bir yanı vardı ki, cahiliye devri içinde neş’et etmesine rağmen, evleneceği kadınla (Hz. Hatice) karşı karşıya geldiğinde buram buram ter dökmüştü.

Henüz semasında nübüvvet ve vahiyden bir şimşek çakmamış; Zât-ı ulûhiyet hakkında tam bir malumata sahip olmamış, haramı-helâli henüz duymamıştı ama, böyle bir dönemde dahi mahremi olmayan bir kadına elini dokundurmamış ve başını kaldırıp bir yabancıya baktığı görülmemişti.

O, bir ismet âbidesiydi; O’nda afîf bir vicdan, tertemiz bir gönül vardı. Hep iffetli mi iffetli, namuslu mu namuslu bir hayat yaşamıştı. Allah ile olan irtibatı ise kavîlerden kavîydi.

Kaşını kaldırıp bir kadına bakmaması, O’nun kadına karşı ilgisiz olmasından kaynaklanmıyordu. Bilakis O’nda normal insanlardan 30 defa daha üstün bir erkeklik gücü vardı. Bunu bizzat kendileri ifade buyurmuşlardı.2

O’nu böyle afîf yapan ve iffetli hâle getiren, Allah’a karşı olan saygı ve haşyetiydi. Zira Cenâb-ı Hak, O’nu hep güzel hasletleri temsil etsin diye yaratmıştı.

O sırat-ı müstakîm ile bezenmiş, Hak münasebetiyle yunmuş, yıkanmış tertemiz, ışıl ışıl bir nur yumağı idi âdeta. O bizlere sırat-ı müstakîmi göstererek bizi de ifrat ve tefrite düşmekten korumuştu.

2. Mürşidimiz Kur’ân’dır

Bizim mürşidimiz Kur’ân’dır. O Kur’ân ki, bazen bizim gönül dünyamızı gökyüzüne çevirir ve onun her âyeti içimizde bir yıldız gibi doğar. Bazen de o, gökteki yıldızları indirir ve bizim müşâhede alanımıza serer.

40