İçeriğe geç

Doğrusu, ilim, insanın maddî-mânevî mutluluğunu hedef alıp, onun bedenî-ruhî problemlerini çözme yönünde değerlendirildiği ve insanı gönül-zihin birliğine ulaştırabildiği ölçüde faydalı; bu hususlarda yararlı olamadığı zamanlarda ise faydasız, hatta bir ölçüde zararlıdır ve ondan insanî değerler açısından bir şeyler beklemek de abestir.

Bugün, bütün bütün maddîleşen insan, ilim ve tekniğe sadece şahsî hazları, maddî refah ve rahatı itibarıyla alâka duymaktadır. Böyle bir anlayış ise onu, her gün biraz daha ahlâkî çöküntü, ruhî bunalım ve düşünce kaymalarına sürüklemektedir. İşte böyle bir insan tipidir ki, büyük bir kısmı itibarıyla gerçeği araştırmaya ve o yolda tefekküre yanaşmamakta, hatta bunları sevmemektedir.

Şüphesiz bunda, topluma avam kültürünün hâkim olmasının, ilim adamlarındaki beleşçilik düşüncesinin ve hasbî ruh kıtlığının tesiri çok büyük olmuştur; ama ruh insanı, ilham insanı, gönül insanı yetiştirememenin tesiri bunların hepsinin önünde gelir.

Her şeyi maddede arayan, aklı gözüne inmiş kapkaranlık ruhların ortalığı sardığı bir dönemde, gerçeğin ilminden, ilimde derinleşip mârifete ulaşmaktan bahsetmek mümkün değildir. Aksine, böyle bir atmosferde muhâkeme ve tefekkürden eser kalmaz, insanlar her gün biraz daha aptallaşır ve dünyanın her yanı âdeta makinelerin komutlarıyla iş yapan insan şeklindeki robotlara kalır.

Bu itibarladır ki, yarınları yeniden inşa etmeyi planlayanlar, öncelikle ilmin ne olup ne olmadığını, ondan neler beklenebileceğini, sonra onun hedef ve gayelerini çok iyi belirleme mecburiyetindedirler. Aksi hâlde, aksaklıklar sürüp gider ve ilim, kendinden beklenenleri kat’iyen veremez…

Öyle zannediyorum ki, bugün talim ve terbiye müesseselerinden topluma ait daha değişik müesseselere kadar, görüp müşâhede edilen yanlışlıkların büyük bir bölümü, işte böyle bir ilim anlayışından kaynaklanmakta.

60