İçeriğe geç

Bu kısa yolculukta, bir milletin maddeciliğinin sarp yamaçlarında dolaştık. Ardından farklı bir dünyanın loş ve boş koridorlarında yolculuğumuzu sürdürdük. Gördük ki, ikinciler birincilerin maddeciliğine reaksiyon olsun ve onu tadil etsin diye zuhur etmişken, hiçbir şey yapamadan nâehillerin elinde bir ucûbe hâline gelmiş ve tamamen spiritüalist bir hüviyet kazanmış. İlâhiyatçı camianın dogmatik yaklaşımları bir ruhbaniyet anlayışına dönüşmüş; seleflerine bir şey anlatamadığı gibi kendi de anlaşılmaz bir muamma hâline gelmiş.

Batıda hümanizm gibi birçok nesepsiz hareketin doğmasına sebep de böyle bir çarpıklık olsa gerek. Böylesine yamuk yumuk heva ve heves kaynaklı beşerî organizasyonların, insanlığın problemlerini çözeceğini hiç kimse beklememelidir. Zira, işin semavîliği bütün bütün gidip, her şey dünyevîliğin darlığına düşünce, artık hiçbir şeyin yapılamayacağı açıktır.

Aslî hüviyetlerini koruyamamaları sebebiyle, bazı edyân-ı semaviye, zuhurları ve ilk hâlleri itibarıyla insanlığı zulmetten nura çıkaran birer ışık tufanı iken, daha sonra deformasyona uğramış ve insanlığın, bu defa da, nurdan zulmete sürüklenmesine sebebiyet vermişlerdir.

Kur’ân-ı Kerim’e gelince o, ilâhî teminat altında, hiçbir zaman değişmeden hep Hak’tan geldiği gibi kalmış ve bazı semavî kitapların maruz kaldığı muhteva değişikliğine uğramamış ve çeşitlenmemiştir. Evet, onu koruyan, bizzat sahibi olan Allah’tır ve kıyamete kadar koruyacağına dair de vaadi vardır:

“Muhakkak ki Kur’ân’ı Biz indirdik ve mutlaka onu Biz koruyacağız.”20 âyeti, bu teminatın semavî bir belgesidir.

Sırlı ve surlu Hicr sûresinin aynı hususiyetleri taşıyan bu âyeti, birçok tekit edatıyla, hiçbir şüphe ve tereddüde mahal bırakmayacak bir tarz ve üslûpla, Kur’ân’ın kıyamete kadar teminat altında olduğunu haber vermektedir ki, bu, aynı zamanda Kur’ân’ın diğer kitaplara olan fâikiyet ve üstünlüğünü de ifade etmektedir.

53