Daha sonra كَمَۤا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ “Size âyetlerimizi okuması, sizi tertemiz hâle getirmesi, Kitap ve hikmeti ve daha bilmediğiniz başka şeyleri öğretmesi için içinizden birini size elçi gönderdik.” (Bakara sûresi, 2/151) âyetiyle “Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvveti” anlatılmakta ve وَإِلٰهُكُمْ إِلٰهٌ وَاحِدٌ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ “Hepinizin ilâhı tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahman’dır, Rahîm’dir.” (Bakara sûresi, 2/163) kudsî beyanıyla da “tevhid-i ulûhiyet”e dair ciddi tahşidat yapılmaktadır.
Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerim, يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْأُنْثٰى بِالْأُنْثٰى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَۤاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذٰلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Ey iman edenler! Öldürülen kimseler hakkında size kısas farz kılındı. Hür ile hür, köle ile köle, dişi ile dişi kısas olunur. Ama kim, maktulün velisi tarafından affedilirse kısas düşer. Bundan sonra gereken diyeti ona güzel ve makûl bir şekilde tam olarak ödemek gerekir. Bu esneklik Rabbiniz tarafından bir kolaylık ve lütuftur. Artık kim bundan sonra karşıdakinin hakkına tecavüz ederse ona son derece acı bir azap vardır.” (Bakara sûresi, 2/178) âyetiyle, “kısas”ı nazara vererek, bütün cinaî ve cezaî kanunları hulâsa etmektedir. Elbette bu âyetlerin zâhirinden hüküm çıkarmanın yanında, icma, istinbat, içtihat, kıyas, istihsan, maslahat, sedd-i zeraî gibi hususlarla alâkalı kaideleri de Sûre-i Bakara’da bulmak mümkündür.