وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُرَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَۤا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَۤا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُرَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ “İbrahim ile İsmail, Beyt‑i Şerif’in temellerini yükseltirken şöyle dua ediyorlardı: Ey bizim kerim Rabbimiz! Yaptığımız bu işi bizden kabul buyur! Hakkıyla işiten ve bilen ancak Sensin. Ey bizim yüce Rabbimiz! Bizi yalnız Sana boyun eğen Müslüman kıl. Soyumuzdan da yalnız Müslüman olarak Sana teslimiyet gösteren bir Müslüman ümmet yetiştir. Bizlere ibadetimizin yollarını göster, tevbelerimizi kabul buyur. Muhakkak ki tevbeleri en güzel şekilde kabul eden rahmeti engin Sensin! Ey bizim Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resûl gönder ki; kendilerine Senin âyetlerini okusun, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretsin ve onları tezkiye ediversin. Muhakkak ki Azîz Sensin, Hakîm Sensin! (Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibisin.)” (Bakara sûresi, 2/127-129) gibi âyetleriyle İsrailoğulları’na Kâbe’nin temellerini yükseltip onu inşa edenin Halilürrahman Hazreti İbrahim ve oğlu Hazreti İsmail olduğu anlatılmaktadır. Bununla Müslümanlar ve hususiyle Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm Resûl-i Ekrem’le Yahudiler arasında, her iki neslin Hazreti İbrahim’e dayanması mânâsında, bir hayt-ı vuslattan bahsedilmektedir. Ayrıca bu âyet-i kerimelerde, insanların tek kıbleye teveccühü meselesi, bunu temin edecek, onlara Kitab’ı ve hikmeti talim edecek kişinin Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) olduğu ve bunun da, Yahudilerin de dedesi olan Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail’in duasının bir neticesi olduğu anlatılmaktadır. Böylelikle âyetler bir atadan gelen Müslümanlarla Yahudilerin arasında bir vahdet kurmak suretiyle irşad ve tebliğ adına ayrı bir menfez açmaktadır.