10. Diğer taraftan, yukarıda zikrettiğimiz يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَۤا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَۤا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا “Sana şarap ve kumar hakkındaki hükmü sorarlar. De ki: İkisinde de hem büyük günah hem de insanlara bazı menfaatler vardır. Fakat günahları menfaatlerinden daha büyüktür...” (Bakara sûresi, 2/219) âyetiyle “Def’-i mefâsid, celb-i menâfi’den evlâdır.” prensibi ortaya konulmaktadır. Evet, bir şey üzerinde, zararın izale edilmesi ve menfaat sağlanması karşı karşıya gelse, zararın izale edilmesi öne alınır. Hele âyetteki gibi zararı faydasından çok çok fazla olan hususlarda.
11. Ve Kur’ân-ı Kerim, لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا “Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz...” (Bakara sûresi, 2/286) âyetiyle ise usûlde bir prensip olan “Dinde teklif-i mâlâ yutâk (güç yetirilemeyecek bir mükellefiyet) yoktur.” kaidesinden söz edilmektedir. Yani kişiye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemek bahis mevzuu değildir.
Ezcümle; denebilir ki, Bakara Sûresi’nde bir Müslümanın ferdî ve içtimaî hayatı adına lüzumlu olan bütün prensipler icmalî olarak anlatılmış ve hiçbir boşluk bırakılmamıştır.
Her şeyin doğrusunu Kur’ân’ın Sahibi (celle celâluhu) bilir; bizim bilebildiklerimiz o deryadan bir damla gibidir.
[1] Bkz.: M. F. Gülen, Fâtiha Üzerine Mülâhazalar, s. 116.[2] Buhârî, cenâiz 80, 93, tefsîru sûre (30) 1, kader 3; Müslim, kader 22-25.[3] Buhârî, îmân 29; Nesâî, îmân 28.