Bu taksimden anlaşılmaktadır ki, “gayba iman edenler”in sadece ümmet-i Muhammed ile sınırlandırılması doğru değildir. Ümmet-i Muhammed’den evvel gayba iman eden Hıristiyanlar, Yahudiler ve Hatice-i Kübrâ Validemizin (radıyallâhu anhâ) amcazâdesi Varaka İbn Nevfel ve şanlı sahabî Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) amcası Zeyd İbn Amr gibi fıtrat-ı selimeleri hak ve hakikate âşina olan “hanifler”in mevcudiyeti, bu hükmü teyit eder mahiyettedir. İşte bu tür Hıristiyan, Yahudi ve hunefâ içinde gayba iman edenler, bir de Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nâzil olan vahy-i ilâhiye iman ediverseler, ikinci zümreye dâhil olurlar.
* * *
Mü’min, kâfir ve münafıklardan müteşekkil üç zümre Bakara Sûresi’nin yirmi birinci âyetine kadar beliğ bir ahenk içinde anlatılmaktadır ve burada zikredilen hakikatlerin Fâtiha ile de ciddi bir tetâbuk (uyum) içinde olduğu görülmektedir. Zira Fâtiha’nın tefsirinde de izah edildiği üzere,[1] Cenab-ı Hak, bu sûrenin başında Kendisini gaybî bir surette tanıttıktan sonra, ümmet-i icabeti “hitap mertebesi”ne yükseltir, onlar da O’na (celle celâluhu) إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/4) derler. Onun gibi burada da Allah (celle celâluhu), kullarını hitap pâyesiyle şereflendirerek: يَۤا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “Ey insanlar! Hem sizi hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Böyle yapmakla her türlü zarardan korunmayı ümit edebilirsiniz.” (Bakara sûresi, 2/21) ferman-ı sübhânisiyle, kendilerini Yaratana ibadet etmeye çağırmaktadır ki bu da Fâtiha’yla Bakara Sûresi arasında mevcut olan ayrı bir uyum keyfiyetini ifade eder.